SANAYİDEKİ SANAT FOTOĞRAFÇISI:LEVENT OĞUZ’UN MANİFESTOSU

SANAYİDEKİ SANAT FOTOĞRAFÇISI:LEVENT OĞUZ’UN MANİFESTOSU

1013
0
PAYLAŞ
Çıplak kadın fotoğrafı çekmiyorum ama modellerin çıplak olduğu bir gerçek

Levent Oğuz’un Sanayideki Stüdyosu’ndayım: İçerisi o kadar büyük ki bir italyan motosiklet, zeminden tavana uzanan zengin bir kütüphane, make-up artistlerin bile iç geçireceği zenginlikte  devasa bir tuvalet masası, vintage butik misali askılarda kıyafetler, taçlar, maskeler, bateri kit, piyano, dev fotoğraflar, yağlı boya tablolar, objeler, heykeller… 

Başka işler yapmak, başka yollar denemek, kendinizin başka hallerini keşfetmek istiyor, harekete geçmek için bir işaret bekliyorsanız işte bu röportaj o beklediğiniz işaret olabilir. 

“Çıplak kadın fotoğrafı çekmiyorum ama modellerin çıplak olduğu bir gerçek”

30 yıl beyaz yakalı bir plaza çalışanı olarak factoring, krediler, mali tahlil ve Türkiye Tekstil Sanayii İşverenleri Sendikası’nda uzun mesai yapan Levent Oğuz’u reytingi ve konuğu bol  Son Baskı, Finans Cafe gibi TV’deki ekonomi haber programlarından tanıyorsunuzdur da Sanat Fotoğrafçısı Levent Oğuz ile şimdi tanışacaksınız. 

Kişileri tanımayı çok önemsiyorum, yayına aldığınız kişiyi de çekime aldığınız kişiyi de tanırsanız ne çekeceğinizi ve ne soracağınızı bilirsiniz. Fotoğraf çekerken de böyle olur.
Sanat fotoğrafçısı Levent Oğuz

Pınar Pişkin: Kameralar önünde onlarca iş insanı, sanatçı ve müzisyenle neredeyse her konuda sohbet ettin. Hem konuğa hem de izleyiciye geçen rahat iletişimin ve bilgide derinleşen tarzın fotoğraf sanatçılığına nasıl yansıyor? 

Levent Oğuz: Kişileri tanımayı çok önemsiyorum, yayına aldığınız kişiyi de çekime aldığınız kişiyi de tanırsanız ne çekeceğinizi de ne soracağınızı da bilirsiniz. Fotoğraf tarzım da fotoğrafladığım kişiler de 30 yıllık profesyonel meslek hayatımda gördüğüm insanlardan çok farklı. Yaş grupları 20-25 hadi 30’a kadar çıkıyor, baktığınız zaman epey jenerasyon farkı var. Ben 1900 ve 1910 doğumlu iki insan tarafından büyütüldüm, kızım da 2000 doğumlu, dolayısıyla bu jenerasyon farkı benim için pek problemli olmadı. İnsan tipolojisini tanıdım, farklı insanlarla konuşma yetisine hep sahip oldum, 2000 sonrası gençlerle kolaylıkla empati kurabiliyorum, onların düşüncelerini, kaygılarını isteklerini oturup konuşabiliyoruz. 

Model ve fotoğrafçı olarak kurduğum iletişimde de ne istediğimi, ne beklediğimi ifade edebiliyorum, karşımdakini de iyi dinliyorum, benim insan ilişkilerim hep iyi oldu. Fotoğrafını çektiğim neredeyse herkes ile hâlâ iletişim halindeyim, sadece Türkler değil yabancılar da dahil olmak üzere, buradaki yabancı uyruklu kişilerle de yabancı ülkelere giderek orada çektiğim kişilerle de önce sadece meslek gereği bir araya gelsek de sonrasında iletişim ve görüşmelerimiz hep devam etti. Bu şöyle oluyor; bir kişide bir kareyi yakalıyorsunuz, o insanın bir sözünü, bir bakışını, bir hikayede koyduğu iki satırı yakalıyor, onun çözümlemesini yapabiliyorsunuz. İnsanların ne kadar dürüst olduğuna bakıyorum, ben tüm kalbimle dürüstüm insanlara, tüm beklentilerimi çok net açıklıyorum dolayısıyla net bir insan olduğum için o güven karşıya da geçiyor. Eskiden TV kanalında PR’cılar bana şunu derlerdi “siz konuşturuyorsunuz”. Bu özelliği ister istemez burada fotoğraf çekerken de kullanmaya başladım; Tiyatrolar Sokağı’ndaki oyuncular, spor hocası, iş insanları, Belediye Başkanı adayları da var, modeller ve ressamlar da var, sadece anı olsun diye çekilen de var. Hiçbiri birbirine benzemiyor ama ortak özellikleri benimle iletişimde olmaları. 

Asıl görmen gereken insanın yüzündeki güçlü anlamdır, çıplaklık değil

“Dramatik ışık yaparak çekiyorum, Caravaggio’nun çok kullandığı teknikleri kullanıyorum. Bu teknikleri gören modeller zaten ne çekeceğimi bilerek geliyor, bana modelde ne arıyorsunuz diye soruyorlar.  “Vücut kontrolünüz olsun, yüzünüzden ve gözlerinizden o istediğim duyguyu ifade etme yeteneğiniz olsun” diyorum. Aslında modeli  bir mücadele alanına sokuyorum, o fotoğraf karesinde yer almak isteyen benim kapımı çalıyor ve birlikte çalışıyoruz.

Fotoğrafta esas olan ne ışık ne de makinadır, fotoğrafçının gözü ve kafasındakilerdir

Pınar Pişkin: Kazayla mı fotoğrafçı oldun, nasıl oldu? 

Levent Oğuz: Fotoğraf çekmeyi seviyorum, beyaz kağıdın üzerinde fotoğrafın belirgin hale gelme mucizesini dayımın yanında keşfettim. O heyecan beni otuzlu yaşlarıma kadar getirdi. 2004’te sokakta fotoğraf çekmeye başladım. Sonra bu beni kesmemeye başladı,  kurslara falan da gittim. Multidisiplinerim, liseden beri yazıyor, çiziyorum, alışılagelmişin dışında neler yapılabiliyor’a bakıyorum. Konularımı mümkün olduğu kadar eskizliyorum, belli bir birikimle ve planlı olarak yoluma devam ettim, sanat tarihi bilgisi, sergi izleyiciliği gibi birikimleri bir yerde yansıtmam lazımdı. Bu tarz fotoğraf çekmeye evrildiğimi söyleyebilirim, yani kadrajın içine neyi alacağımı neyi almayacağımı öğrenmem gerekli oldu. 

Yaşadığımız kadın erkek ilişkileri, Türkiye’deki politik şartlar, ülkedeki problemler, duyarlılıklar, belki benim bir kız babası olmam gibi bir çok konular birleşti, bunlara dair bir şeyler söyleme isteği oluştu, bunları kurgulayarak yapmayı seviyorum. 2021-2022 stüdyomun açıldığı yıldır. 

Renkler benzese bile her çalıştığım kişide birbirinin aynısı olmayan fotoğraflar var, poz veriş tarzları, ifade ediş tarzları çok farklı. Dolayısıyla benim çektiğim fotoğraflar da farklı oluyor. Fotoğraflarda tezatlıklar arıyorum, çekici bir vücut itici bir yüz ifadesi gibi… insanlar çıplaklığa değil yüzdeki ifadeye gitsin. Sevgili Cemre Buğra ile çektiğim bu fotoğraf özeldir. Önce ikimiz de çizdik, elbiseyi kendisi dikti, duruşuna kadar aklımızdaydı, burada fotoğraf performansı yaptık.

TARZIMDA ISRARCI OLDUM 

Aslında modeli  bir mücadele alanına sokuyorum, o fotoğraf karesinde yer almak isteyen benim kapımı çalıyor ve birlikte çalışıyoruz. Çekim öncesi çalışmayı iyi yapıyorum, modelin önceki fotoğraflarına bakıyorum, üç aşağı beş yukarı kafamdaki poza uygun olup olmadığına bakıyor ve temel bir kaç pozu belirliyorum. Sonraki aşama bir üretim safhası oluyor, stüdyoda çekiyorum, ışıklarım belli, teknik de belli, bundan sonra artık modelle fotoğrafçının uyumuna kalıyor. İğne ile kuyu kazmak gibi, çok yol aldım, tarzımda ısrarcı oldum, bakan kişi artık bu Levent Oğuz’un fotoğrafı diyor. Işık olmadı, kız aslında şöyle dursa daha mı iyi olurdu diye aklımdan geçirdiğim %10’dur, %90 düzgün çekebiliyorum.

Pınar Pişkin: Işığı çok iyi etüd ettiğin için mi portre fotoğrafçılığını seçtin yoksa tam tersi mi? 

Levent Oğuz: 

Işık olmadan ve okumadan hiç bir şey olmuyor, fotoğrafları okumamız gerekli ve bunun için de ışık gerekli. Doğru ışığı doğru gölgeleri kullanabilirsem aslında fotoğrafta temel aksettirmeye çalıştığım ifadeler daha net şekilde okunabiliyor. Portre fotoğrafçılığını seçme nedenim bir şey ifade etmekti, bundan evvel kavramsal fotoğrafçılık üzerinde durdum. Burada gördükleriniz -bir sır vereyim- bir anlamda eskizler gibi, bunları bir araya getirerek daha büyük ölçekte bir şeyler yapmak istiyorum, buradaki kişiler ve kişilerin duruşları ile daha farklı boyutta, en azından bir kaç kişi ile oluşan sahneler üzerine çalışmak istiyorum, modüller gibi düşünün, şu andaki portre çalışmalarım birer eskiz yani aslında tek başına duruşlar ve figürlerle de bir şey ifade edebilirsiniz, bunları bir araya getirerek de … Bütün bunları yapabilmek için ışığın ön plana çıkması gerekiyor, bir çok kişinin çıplak bir beden üzerine düşen ışık sebebiyle o fotoğrafı çıplak görmediğini ifade ettiklerini görünce bunu kullanmaya da başladım. 

HER VÜCUT BENZERSİZ – SEN OLDUĞUN GİBİ OLDUĞUNDA GERÇEKSİN 

Bir yerinizi kapatmanızı, bir yerinizin çirkin görüneceğini düşünmenizi istemiyorum dolayısıyla kişilerin kendileri ile bir barışma süreçleri de oluyor, o da bir rahatlık veriyor. Kişilerin kendi içindeki tedirginlikleri, korkuları, kendine dair beğenmediği noktalar var ise onların üstüne gidip onların çözülmesini istiyorum. Her beden benzersiz, sen benzersizsin, teksin, sen olduğun gibi olduğun müddetçe gerçeksin. Vücut ölçüleri idealize edilmiş insanlarla çalışmıyorum. Bir çok kişi ya profilini beğenmiyor ya kalçasından, ya göğüslerinden rahatsız, gözlerinin altında torba olduğunu, cildinde gözenek olduğunu söyleyen kişiler var hepsini çekiyorum, fotoğraf çektiğim zaman hepsini kusursuz gibi çıkarmayı bir şekilde becerebiliyorum. Zaten fotoğrafın büyüsü de orada: yani kedi tırmaladı ise kedi tırmığı orada duruyor. 

GÜZELLİK ve  ESTETİK GÖRECELİ 

Güzellik ve estetik algıları çok farklı olabiliyor. Çin’deki kişi ile Alaska’dakinin güzellik algısı farklı, burada bir evrensellik görmüyorum.

Varolan tek şey bedenlerimizin evrenselliği. Biz hala bedenlerimizin varolduğunu kabul etme aşamasındayız.  Hızlı tüketen günümüz toplumunda her şeyin estetize edilmiş, sınıflandırılmış, ölçeklendirilmiş, bu şekilde kolayca ürünün satılabildiği, talep edilebildiği, insanların yönlendirilebildiği bir çerçevede yaşıyoruz. Yıllar evvelki kaygılarla günümüz kaygıları farklı, biz bugün çok talepkarız.  Kadın vücudunu metalaştırarak neredeyse bütün kapitalist düzeni kadın üzerinden döndürüyoruz.

Pınar Pişkin: Manifeston bitti mi, ne diyor manifesto? 

Levent Oğuz: Manifesto kafamda bitti. Bunu sadece Türkiye’de kullanmayacağım, yurtdışına çıkarmak istiyorum. Manifestomun ana fikri kadınların erkeklerin üzerinden okunmaması, estetik, güzellik, cinsellik her şeyin erkek egemen toplumun kabul görmüşlüğüne göre ifade edilmesi ve buna göre şekillenmesini kabul etmiyorum, çektiğim fotoğraflarla da bunu ifade etmeye çalışıyorum. Görmen gereken, insanın yüzündeki güçlü anlam, çıplaklığı değil.

Pınar Pişkin: Neden fotoşop yapmıyorsun? 

Levent Oğuz: Photoshop kullanmıyorum gerek kalmıyor, lightroom kullanıyorum. Renkleri sıcaktan soğuğa kaydırmayı seviyorum, texture clarity açıp kapatıyorum, vinyet atıyorum etrafına. Manipülasyon şeklinde bir şey yapmıyorum, benim maksadım hep ifade ettiğim gibi olduğu gibi göstermek, daha güzel göstermek değil.

Pınar Pişkin: Her şeyin çok hızlı tükendiği ve değişip dönüştüğü bir zamandayız, dolayısıyla da fotoğraflar belge değeri taşıyor, bu durumda fotoğrafların zamansız olması mı zamanlı olması mı önemli? 

Levent Oğuz: Sokak fotoğrafçılığı yapan kişiler aslında modern zamanın tarihçileri. Dolayısıyla en güzel tarihi, fotoğrafçılar  şu anda belgeliyor. Ama ben başka şekilde çalışıyorum, ben hala temel kadın erkek varoluşunun kafalarda tam oturmadığına inanıyorum. Zamansızlık bu yüzden var, insanın çıkışından yokoluş sürecine kadar bir zaman çizelgesi var ama o zaman çizelgesinin neresinde olduğumuzu kuantuma göre zaten bilmiyoruz. Dolayısıyla zamanın şurasındayız demek istemiyorum burada bir zamansızlık var. Fotoğraflarda kullandığım teknikteki soğuk ışık, soğuk tonlardaki ışığın geliş açısı ve kullandığım teknikler Rönesans Dönemi ve romantik dönemleri kapsıyor.

Pınar Pişkin: Bir fotoğrafçı her şeyi çeker mi, yemek de çekerim, mekan da, portre de, ürün de çekerim ama sanatsal çekerim olabilir mi yoksa bunlardan sanat çıkmaz mı? Sanat fotoğrafçısı sadece belli bir alana mı odaklanır ya da her ne çeker ise çektiği sanat fotoğrafı mı olur?  Sanatsal bir menü çekimi olabilir mi örneğin? 

Levent Oğuz: Günümüz toplumunun sanata yaklaşımı farklı oluyor, bir meyveyi galeride sergilemek de “sanat” olabiliyor. Hiç ummadığın şekilde çektiğin bir fotoğraf sanatsal bir ifadeye ulaşabilir, ulaşmayabilir de. Menü çekerken Stil life fotoğraf da çekebilirsiniz, kişinin gözüne bağlı, bir tek böyle çekiyorum derse kimse ona bir şey diyemez. Sanat kimsenin tekelinde değil, tabiki çerçevesi de var bu işin. Benim ülkemde sanat sayılmayan bir şey başka bir ülkede sanat sayılabilir. Fransa’da yer alan bir enstalasyonun New York’ta gösterilemeyeceğinden emin olabilirsiniz. İşin özünde ürün çeken birinin de sanatsal faaliyet olarak fotoğraf çekebileceğini düşünüyorum. Sanat fotoğrafı çekmeye niyetli olan bir kişinin fotoğraftan başka bir geliri yoksa para kazanmak için ürün çekmesinin ayıplanmasının doğru olmayacağını düşünüyorum. 

Pınar Pişkin: fotoğraflarını isimlendirirken untold innocence, the power of being herself, divine force ya da Seneca’dan Latince bir cümle gibi güçlü mesajlar veren isimler de var, medusa reign, medusa drama, caelestis, carpe corpus,cignoranta duminica gibi isimler de var. Fotoğraflarını isimlendirirken dramatik fotoğrafçılığına uygun düşsün,  merak eden araştırsın diye bir düşünceyle mi seçiyorsun isimleri?

Levent Oğuz: Aslında merak edenin Google’a bakıp bulabileceği bir şey, fotoğrafımı beğeniyor ki fotoğraf altında yazan sözün fotoğrafla bir ilişkisi var diyerek araştırıyor, bu şekilde benimle ve fotoğrafla iletişime geçiyor. Özlü söz hikayesini seviyorum. Fotoğraflarda bir bütünlük sağlamak için yapıyorum, Latince ve bazen Yunanca kullanıyorum. Rönesans dönemi gibi yaparak o dönemin dilini, ışığını genele yaymaya çalışıyorum. Işık o dönemin ışığı, dil o dönemin dili, pozlar aynı şekilde, oradaki malzemeyi kullanarak şu andaki derdimi anlatmaya çalışıyorum. Latince zaten ölü bir dil, ortak bir dil oluşturmak için yapıyorum.

Pınar Pişkin: Bodrum’un denizi güneşi kumu dışında cazip olan yanları da varmış demek, sana göre nedir o başka yanlar?

Levent Oğuz: Yıllar evvel Bodrum’a gider yerleşir misin deseler gülerdim, bir yıl oldu İstanbul’dan Bodrum’a geldim yerleştim. Bodrum’un insanları katman katman, dolayısıyla her katmandan insan bulabiliyorsunuz. Kışlar özellikle Tiyatrolar Sokağında çok hareketli geçiyor, basket maçları var, Bodrum Spor kombine biletlerim var, eski kürekçiyim, doğa yürüyüşleri yapmak için mükemmel bir yer, izole kalmak istiyorsanız, yalnız kalmak istiyorsanız da çok güzel, sosyalleşmek, yeni insanlarla tanışmak  istiyorsanız  buna da imkan veriyor. Öyle güzel bir yarımada içindeyiz ki İzmir’e yakın, Akdeniz’e yakın, tarihi çok fazla yer var. 

Pınar Pişkin: Levent çok güzel bir sohbet oldu, olanı olduğu gibi anlatan cevapların ve zamanın için teşekkür ederim.

Meraklısı için daha da fazlası:instagram : @cizemuartphotography

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.