DİFFERENCE, MURAT ASLANKARA FOTOĞRAF SERGİSİ
Murat Aslankara, Difference adını verdiği ilk fotoğraf sergisini Dibeklihan Kültür ve Sanat Köyü’nde açtı. Murat Aslankara’nın ödül alan çalışmalarının da yer aldığı, fotoğrafçı çeşitliliğini gözler önüne seren karma fotoğraf sergisi “Difference”, Dibeklihan Kültür ve Sanat Köyü, Orhan Kemal Meydanı’nda 6 Temmuz 2023’e kadar izlenebilir.
Pınar Pişkin (Bodrumania) sordu, Murat Aslankara cevapladı
Fotoğrafçı Murat Aslankara’ya sordum, fotoğrafa merakını, farklı bakış açısını, fotoğraf camiasında prestiji yüksek ödüller alan “Difference” fotoğrafının hikayesini ve ilk sergisine Difference adını vermesinin nedenini Bodrumania için anlattı.
Murat Aslankara: Fotoğraf camiasında bir yerden sonra insanlar sizi tanımaya başlıyor, hangi fotoğrafı çekerseniz çekin bir zaman sonra bu fotoğraf Murat’ın, Ahmet’in bakış açısıyla çekilmiş diye algılamaya başlıyorlar. İstanbul’da olduğum süre boyunca destek aldığım hocalarım, herkesin gördüğünden biraz daha farklı gördüğümü söylediler, ben de bu farklılığı daha da uç noktalara taşımak istedim. Daha farklı olabilmek için balık gözü lensleri kullandım, uzaktan tele lenslerle portreleri farklı şekilde çekmeye çalıştım, alt açıları, üst açıları kullandım, en sonunda bazı açıların yetmediğine, bazı lenslerin bana yetmediğine karar verdim. Ve bunun sonunda biraz manipülasyona, fotoğraflara ufak ufak müdahalelere başladım. “Difference” fotoğrafında 20-25 kişi gözüküyor ama aslında sadece 3 kişi var. Bu 3 kişinin farklı versiyonlarda çoğaltılmış, renkleri değiştirilmiş halleri var, ortada da yüzü açık bir kız çocuğu görüyoruz. Oradaki amaç şuydu bütün toplumdan, bütün bu insanlardan farklı olabilme, hepsinin yüzü kapalıyken ışığa bakmak, insanlara bakmak, hayata bakmak… Burada farklılık dediğimiz fotoğrafa da adını veren “Difference”, sadece onun yüzü açık, yüzü ışıklı…

İlk sergime Difference adını verme nedenine gelince; benim gözümde herkes portre çekiyor, Şeb-i Aruz çekiyor, herkes palyaço çekiyor ama ben daha farklı açılardan, farklı şekilde gördüğümü düşünüyor ve öyle çekiyorum, o nedenle sergiye de Difference adını vermiş oldum. 15-20 yıldır fotoğraf çekiyorum ama hep öğrenmeye devam ettim, hep hazır olduğum zaman sergi yapacağım dedim. İstedim ki insanlar sergiye geldiği zaman 45-50 tane fotoğraf var, şu güzelmiş de şu olmamış demesinler mantığım vardı. Arada yarışmalar ve aldığım dereceler yüzünden bir çok fotoğraf yurt dışında Arabistan’da, Dubai’de ve yurt içinde bir sürü yerde sergilendi.
5 yıl önce Bodrum’a taşındık, 6-7 yıl öncesine kadar fotoğrafçılık benim işim değildi, hobi olarak yapıyordum. Bodrum’da kendimi tamamen fotoğrafa verdim, yüz elli-iki yüz bin fotoğraf birikmiş oldu sandıkta ama ben kendime sürekli yeni bir şey katmaya çalışıyorum, yok daha hazır değilim derken Dibeklihan’la tanıştım, buranın ambiyansı ve karşılık beklemeden sanata verdiği desteğe ve bakış açısına bayıldım. Son iki üç senedir çalışıyorum ama özel projelere çalışırken bir yandan ticari işler de yaptığım için üstünde çalıştığım projeleri tam olarak bitiremedim. Dibeklihan’ın bende ayrı bir yeri olduğu için Uluç Tezer ve Zehra Kayataş açalım artık bu ilk sergiyi dedikleri için bu sergi bu seneye nasip oldu. İnsanlar önce benim farklı bakış açımı tanısınlar istedim, sualtı fotoğrafçılığı, portre, doğa fotoğrafçılığı hepsinden birer tane koyarak kendi içinde karma sergi gibi bir şey yapmış olduk. İnsanların fotoğraflara bakarken yüzlerindeki tebessümü görebiliyorum, burada bir sergi yapmaktan mutluyum, buranın o ambiyansını seviyorum.
Pınar Pişkin (Bodrumania): Farklı fotoğraf türleri içinde Murat Aslankara’nın çekmek istediği ama henüz çekmediği ne var?
Murat Aslankara: Çekmediğim bir şey yok aslına bakarsan; uzun pozlamadan portreye, doğa fotoğrafına, makroya, gece fotoğrafçılığına, sualtı fotoğrafçılığına kadar aslında hepsini denedim, drone’la da hala çekiyorum. Ama hepsini denesen de sevdiğin bazı kısımlar sende başka bir yer ediniyor. Dolayısıyla daha çok sevdiğim hikayeli fotoğrafları çekmeyi tercih ediyorum, doğa fotoğrafı çekmek tabi ki güzel ama doğanın içinde bir insan yoksa, bir hikaye yoksa benim için ne kadar güzel olsa da bir anlam ifade etmiyor. Fotoğrafçılıkta iki kompozisyon vardır, açık kompozisyon ve kapalı kompozisyon. Açık kompozisyonda fotoğraf sana soru sordurur: “nerede çekmiş”, portre ise “kimdir, neyin nesidir bu, nerede yaşıyor” gibi sorular sordurur. Ben biraz kapalı kompozisyon çalışıyorum, fotoğrafa baktığın zaman nerede olduğunu, hikayesinin ne olduğunu, ne mesaj vermek istediğimi, altına herhangi bir künye yazmadan bile insanlar anlasın istiyorum. Benim tercihim daha çok hikayesi tastamam tek bir kare içerisinde anlatabildiğim şeylere döndü. Bu bazen küçük bir kuş oluyor, sade görünüyor ama hikayesini anlayabiliyorsun, suyun altında gemi yüzdürmeye çalışan bir çocuk oluyor, onun hikayesini anlayabiliyorsun, ya da Difference fotoğrafındaki gibi yüzü aydınlık tek bir kişi oluyor, semazenin huzuru oluyor ya da sadece grafikler içinde yürüyen bir insan oluyor. Farklı farklı sorular sordurmaktansa fotoğrafa baktığı zaman kişi bu fotoğraf şunu anlatıyor desin diye, hikayesi olan fotoğraflara, doğayı sevdiğim için de kuş fotoğrafçılığına yöneldim, oraya doğru geçiş yaptım. Çekmediğim değil ama çekip de devamını getiremediğim sualtı fotoğrafçılığı var, orada da daha farklı bir projede sualtı fotoğrafları çekmek istiyorum, suyun altında kırmızı elbiseli bir kadın ya da su altında masa atılmış derin olmayan bir yerde, masada şarap içen bir kadın gibi, aklımın bir yerinde onlar var.

Pınar Pişkin (Bodrumania): Fotoğrafa müdahale, ne kadar müdahale, bu konuda ne düşünüyorsun?
Murat Aslankara: Fotoğrafa müdahale yapılması gerektiğini düşünüyorum, eski fotoğrafçılardan değilim, hiç analog makinalarla fotoğraf çekmedim, direk dijital zamana denk geldim. Dolayısıyla eğer benim hikayemi güçlendirecekse, anlatacağım şeyi güçlendirecekse fotoğrafa müdahaleyi destekliyorum. Ama bizim ülkemizde maalesef bu biraz anlaşılmıyor, birinci nedeni eski nesil fotoğrafçılar photoshop bilmiyorlar, dolayısıyla çok fazla müdahale edemiyorlar. İkincisi, belgesel fotoğraf çekenler ya da sokak fotoğrafçıları çoğu zaman ‘her şeyi olduğu gibi sundukları’ için onlara göre zaten değiştirilmemesi gerekiyor, savaş muhabiri ise ya da bir belgesel söz konusu ise orada müdahale etmeyeceksin, ama duygu olarak anlatmak istediğin bir şey var ise bence müdahale gerekli. Müdahalenin de iki tür hali var, birincisi sadece ışık, renk, kontrast olarak desteklediğin fotoğraflar var, analog makinalarda çalışan fotoğrafçılar bile müdahale ediyorlardı aslında. Onlar bu müdahaleyi karanlık odada yapıyorlardı, yurtdışında creative fotoğrafçılık diye bir alan var, ayrı bir bölüm var, bizim ülkemizde kabul görmese de manipülasyon olan fotoğraflarımı yurtdışına yarışmalara gönderdim ve çoğundan da ödül aldım. İnsanları kandırmadığın, açıklamasını yaptığın sürece, dediğim gibi anlatımı güçlendirecekse müdahalede bir sıkıntı yok diye düşünüyorum. Örneğin sergideki elinde çiçek tutan asker fotoğrafı, o bir müdahale. Mesajı verecek, anlatımı güçlendirecek ise müdahalenin yapılmasından yanayım. Tamamen manipülasyona dayanan yeni bir projem var, Kandırıldık Projesi- tamamen manipülasyonla hazırlanan sanki doğalmış gibi görünen fotoğraflardan oluşacak-, soran olursa da “bu böyle değil, kandırdık” diyeceğiz insanlara:-)
Pınar Pişkin (Bodrumania): Pek çok fotoğrafının ödül almış olması fotoğrafçılığını etkiliyor mu, ödüllerin fotoğrafçılığa etkisi var mı?
Bir fotoğrafçının ya da herhangi bir işi yapan herhangi birisinin ödül alması, ödüllendirilmesi güzel bir şey, fotoğrafçılık için ise bu ödülü nereden aldığınla da ilgisi var. Instagramda bile yeni başlayan biri için “günün fotoğrafı” bile ödül, belki o fotoğrafı çeken kişinin bir adım öteye geçip makina almasına neden oluyor. Ama çok fazla yerden çok fazla ödül verildiği için bazılarının kıymeti maalesef kalmıyor. 7-8 sene öncesine kadar Türkiye’deki fotoğraf yarışmalarına da katılıyordum, ödül almak güzel ama fotoğraf yarışmalarına göre fotoğraf çekilince aslında bir kıymeti kalmıyor. Üretmeye yönelik bir fotoğraf yarışması yok artık, alana yönelik oldu, bir Belediye’nin Fotoğraf Yarışması olunca ödül için o temaya göre çekmek zorundasın, bir fotoğrafçı bunu yapmalı belki ama o zamanda yarışmanın istediği şeyi çekmiş oluyorsun, benim ticari fotoğrafçılıkta yaptığım şeyi yarışma fotoğrafçılığında burada ödül almak için yapıyor oluyorsun, böyle düşünerek de yarışmalara katılmayı bıraktım. Dünyaca ünlü Sony gibi yarışmalar olursa onlara katılmak istiyorum, onlara da bir hazırlık yapacak zamanım yok, katılamıyorum. Ödül güzel bir şey, benim de isimlerini sayılarını hatırlamıyorum bir çok madalyam var, mansiyonum var, belgem var. Camiada şu oluyor, birileri ödül alınca başka fotoğrafçılar kazan kaldırıyor, işin içine şaibe girmeden iyi işlerin ödüllendirilmesinden yanayım.

Pınar Pişkin (Bodrumania) :Bodrum Foto Sohbet’i kurarken amacın neydi, bugün Bodrum Foto Sohbet hangi işleri üstleniyor?
Bodrum’a gelmeden önce bir arkadaşımla birlikte İstanbul’da Karaköy’de bir fotoğraf atölyesi ve cafe kurmuştuk, çok yoğun şekilde söyleşiler, workshop’lar yaptık, fotoğraf gezileri düzenledik, fotoğrafı anlattık. Safari İstanbul’dan sonra Mürsel Yağcıoğlu ile birlikte ArtIstannbul diye bir grup daha kurduk. Fotoğraf eğitimi verme konusunda her zaman
istekliyim, bizim neslimiz, benim de dahil olduğum grup birbirine bir şey öğretir ve bunun için de bir para ya da karşılık talep etmez. Bodrum’a gelince benim bir mekanım olsun, ben de insanlara fotoğraf öğreteyim mantığıyla Bodrum Foto Sohbet’i kurdum. İlk amaç çocuklardı, logoda o nedenle çocuk var, toplar var. Fotoğrafı çocuklara anlatmak için iki ay kadar bir süreyi kapıları açmadan hazırlanarak geçirdim. Temel Fotoğrafçılığı anlatmak için epey döküman topladım, sadeleştirdim. Bodrum Foto Sohbet’in kapılarını açtım, hem çocuk hem de yetişkin öğrenciler oldu ama Bodrum beni biraz hayal kırıklığına uğrattı. Çoğu insan fotoğraf çekmek istese de ya zaman ayırmıyorlar ya da bir yerden sonra hevesleri kırılıyor.
Bodrum Foto Sohbet’i bir süre sonra kısa film atölyesi olarak kullanmaya başladım, bu benim şansım oldu, aynı zamanda workshop’lara alan sağladım, dernek buluşmalarını organize ettik. Bu dönemde Zerrin Sümer ile Oğul filmini çektik, kısa film atölyelerinden birinde herkes senaryo yazdı, ben de yazdım, böylece başka bir alana daha açıldım. Oğul filminin senaryosu bu atölye çalışmalarından çıkmış oldu,
Bodrum Foto Sohbet hem atölye hem de eğitim yeri, kış döneminde derslere ağırlık verilirken photoshop dersleri devam ediyor, yaz döneminde ticari olarak reklam, tanıtım, klip, fotoğraf, sosyal medya içeriği gibi hizmetler veriyoruz. Bodrum Foto Sohbet, diğer yandan da Kutup ayıları’na proje desteği vermeye devam ediyor.
Samimi cevaplar ve vakit ayırdığın için teşekkür ederim.































