Yaşama sanatının incelikleri ve yaşamın içinde sonsuz ihtimaller olduğu konusunda hala soru işaretleri taşıyorsanız bu röportajı okuyun. Kozmopolit şehrin gökyüzüne uzanan çok katlı yaşamını ve topuklu pabuçlarını fırlatıp atan, Bodrum’un bir köyünde elinde sistre, duvar örgüsü yaparak kendisi için kendisine bir yaşam alanı yaratan, yazıyla, çiziyle ve soyut resimle kendini ifade eden Ahu Ağlaç ile Bodrumania için yaptığım röportajı keyifle okuyun.
Pınar Pişkin: Ahu Dibeklihan Sergin hayırlı olsun. Açılış konuşmanda Dibeklihan’ın senin için ayrı bir öneminden bahsettin, bu sergi bir kilometre taşı mı? Dibeklihan’ın gelişimine tanıklık söz konusu neler söylersin?

Begüm Ahu: Sevgili Pınar öncelikle keyifli soruların ve bizi sergimizde yalnız bırakmadığın için çok teşekkürler. Evet Dibeklihan’ın ailemiz için farklı ve özel bir yeri var. 2012 yılında Dibeklihan ilk açıldığı yıllarda annemin oraya hayran olması ve sonrasında kahvehanesini kiralaması sonucunda bir yaz dönemi ailece kahvehaneyi işlettik. Annem müdür biz garsonduk. 🙂 Yıllar sonra Dibeklihan’a sanatçı olarak dönmek, orada sergi yapmak için Sevgili Uluç’tan teklif almak tabii bizim için son derece keyifli ve esprili bir şey oldu. Bir de rahmetli Yıldız Kenter, kahvehane yıllarımızda, yaptığımız limonatayı çok sever ve sürekli bizleri ziyaret ederdi. Şimdi onun anısına yapılmış olan salonda işlerimizi sergilemenin de bizim için anlatılmaz bir gururu var. Keşke hayatta olsaydı ve o da ziyaretimize gelebilseydi.

Pınar Pişkin: Bu serginde ilhamı nelerden aldın, resimlerin hikayesi ortak mı yoksa her resim başka bir hikaye mi anlatıyor?
Begüm Ahu: Genelde sanatçıların bir şeylerden ilham aldığı düşüncesi yaygın olsa da aslında sanatçı kendi hayatında yaşadığı duygular, anlık sorgulamalar ya da kendini keşfetmek adına içine döndüğü zamanlardan besleniyor galiba. Benim işlerimin ortak teması benim yaşantımdan kesitler olarak algılanabilir bu sergide. Yani günün sonunda teması ‘Kendi Yolculuğum ve yüzleşmelerim’ olarak dillendirilebilir. Her resmin farklı bir hikayesi, doku ve teknik yaklaşımı olduğunu söyleyebilirim. Bazı işlerimde özellikle değişik malzemelerin birleştiğini görebilirsiniz. Bu da sanırım benim biraz macerasever yapımın, işlerimde de devam etmesi gibi anlatılabilir. Yeni şeyler yaşamaya yönelik, bilmediğim ama deneyerek kendime yol haritası çizdiğim bir süreçteyim.
Pınar Pişkin: Bodrum’un senin üzerinde nasıl bir etkisi var, Bodrum’daki sanatseverlerden ne tür tepkiler alıyorsun?
Begüm Ahu: Bodrum öncesi İstanbul’da yaşıyordum ve işlerim de aslında son derece yolundaydı fakat Gezi Olayları sonrası bende bir kırılma yaşandı ve istanbul’da olma fikri bana iyi gelmemeye başladı. 2014 yılında tatil amaçlı geldiğim Bodrum’da çok radikal bir karar alarak, bir gün içinde ev tutup bir daha İstanbul’a geri dönmedim. Bodrum benim için nefes demek, insan gibi yaşamak demek, unuttuğumuz doğa-insan bağını sıfırdan kendi içimde inşaa etmek demek. Ben burada toprakla bağ kurmayı öğrendim. Şehir hayatının içinde baktığın çiçekle bile herhangi bir temas kuramıyorken burası seni istemesen de bunu yaşam ve yaşama bakış şeklin olarak güdümlüyor.
Bodrumda Savra Bitez’de 2 sergi, Gallery Art Port’ta 1 karma sergi, Kurul Bitez’de bir sergi ve en son olarak da Dibeklihan’da sergi açma fırsatım oldu. Bodrumlu sanatseverler beni ilk günden beri hiç yalnız bırakmadı. Her sergide senin gibi çok değerli insanlarla tanışma fırsatı buldum. Bazıları hayatımda sürekli oldu. Bu da bu işin en büyülü kazanımlarından biri diyebilirim.

Pınar Pişkin: Kendi yaşamını inşa etmeyi hep konuşuruz da kendine ait bir ev inşa etmek, sıvasını yapmak, duvarını kazımak, penceresini kaplamak nasıl bir aidiyet yaratıyor, yaratıcılık deyince Begüm için sadece sanatta yaratıcılık değil yaşamını tasarlamak da hayatının bir parçası, Dereköy’de sıfırdan yaşam inşa ettiğin günlerden bu zamana başka neler inşa ettin hayatında? Bahçede ekim yaptın mı? Toprakla ilişkin nasıl?
Begüm Ahu: Kendi yaşamını inşaa etmenin bendeki karşılığı biraz daha farklı sanırım. Klasik bir aileni-işini kur yaklaşımı bende pek çalışmadı. Biraz hiperaktif, maceracı ve sıkılgan bir kişiliğim var. Şikayetçi olduğumu söyleyemem çünkü bu hallerim bana hayatta kendi becerilerimi, neler yapabilip, neleri yapmayı tercih etmediğimi gösteren bir serüven hali yaşatıyor. Her seferinde kendimi şaşırttığım süreçler yaşıyorum ve bu da son derece besleyici oluyor. Ben buraya taşınma fikriyle yola çıkmamıştım. Fakat çok sevdiğim Dereköy’de karşıma şimdi oturduğum ve ilk görüşte aşk diyebileceğimiz taş ev çıktı. O dönem belli bir birikimim vardı ve bir mimarla çalışmaya yetmiyordu. Kardeşimin de benim de elimden iş gelir, bize annem ve dedemden kalma bi özel bir miras bu. Bu evi kendi şartlarımızda, her işini kendimiz yaparak renove ettik. Tabii aşırı komik hikayeler çıktı ortaya. Nişantaşın’dan topuklu ayakkabı ve kırmızı rujuyla gelen bir kadının sıvasından, merdivenine, taş örgüsünden sistresine adar 1 ayda gece-gündüz çalışarak böyle bir yer yaratması çevremizdeki insanları da gaza getiren bir örnek oldu. Hatta bu süreci Bodrum Tazesi diye bir blog açarak her anını yazdım. Bodruma benim yüzümden taşınan insanlar oldu. Başka hayatlara bu şekilde dokunmak da başka bir orgazm yaşatıyor.
İlk defa burada bir köpeğim ve kedim oldu. Sadece orkide yaşatabilmiş biri olarak ilk defa burada koskoca bir bahçeyi yaşatma sorumluluğu kazandım. Şu anda herhangi bir şehirde, bir apartman dairesinde yaşama ihtimalim söz konusu değil, doğanın tadını aldıktan sonra.
Bütün bunları sanatla bağlamak gerekirse son derece klişe olacak ama yaşama sanatının inceliklerini ve sonsuz ihtimalleri olduğunun ben burada farkına vardım .
Pınar Pişkin: Yarım kalan hikayelerini hala İtalyanca mı anlatmak istiyorsun daha seksi ve dramatik olsun diye:-) yoksa aynı dili konuştuğumuz halde anlaşamasak da artık Türkçe mi olur ya da vaz mı geçtin anlatmaktan?
Begüm Ahu: Hahaha, deneme yazılarımın ve şiirlerimin olduğu Aşk-Kakan adlı bloğumu okumuşsun. Müthiş bir sürpriz yaşattın bana, teşekkür ederim. Aslına bakarsan evet hala yarım kalan hikayelerimi İtalyanca anlatmayı tercih ederim. Ama artık dramdan ziyade karanlık mizah daha yakın geliyor bana. Yaşadığın her şeyi acı da olsa mizahla dengelediğin zaman, tecrübelerinden kaçma isteğin azalıyor. En azından benim kafam böyle çalıştığı zaman daha rahat baş edebildiğimin farkına vardım. Sanırım yaş aldıkça insan her şeyini ortaya dökme kafasından biraz uzaklaşıp, daha iç dünyasına dönme güdüsü geliştiriyor. Ben de tam olarak yaşamımda bu noktaya gelmiş durumdayım. Benim şansım Resim yapmak oldu. Hikayelerimi anlatmak için kendime ait bir dil yaratma fırsatı verdi bana resim yapmak. O yüzden soyut resim yapmayı tercih ediyorum. Var olan şeyleri, tanımları, duyguları tekrar önüme koyup, kendi dilimde nasıl hayat bulurlardı acaba sorgusu her resmin ortak teması diyebilirim. Her resimde dilim gelişiyor. Bir gün bu dili en iyi şekilde kullanabilmek ve hikayelerimi bilmediği bir dile aşina olduğu hissini vererek yaşatmak en büyük hayalim.

Bizi yalnız bırakmayan bütün herkese senin aracılığınla bir kere daha teşekkür etmek isterim. Ayrıca bana zamanda bir yolculuk yaşattırdığın bu müthiş haz veren röportaj için de kocaman teşekkürler Pınar 🙂
Ahu Ağlaç ve Mehmet Can Ağlaç’ın bir sonraki sergisi Alaçatı Limon Bahçe’de olacak.
Samimi cevapları için Ahu Ağlaç’a ve röportaja zaman ayırarak okuyan, keyif alan herkese teşekkürler.































