Mimarlığı bıraktı görsel hikayeci olup koleksiyonlara girdi
Sevdiğiniz işi yaparsanız, hayatınızda tek bir gün bile çalışmış gibi hissetmezsiniz. Ders kitapları yerine çizgi romanların dünyasında kaybolan, sinemanın büyüsüyle büyüyen, uzun yıllar mimarlık yaptıktan sonra yazdıkları ile okunan, çizdikleri ile koleksiyonlara giren Ömer Atakan, hayal ediyor, elle çiziyor, kendi özgün sanat dili ile görsel hikâyeler anlatıyor.

Bir yanda Bağdat Caddesi, bir yanda sahil yolu, Dalyan Parkı’nı ortalayan konumuyla hangi yönden gelirseniz gelin, Chi Art Gallery merkezi konumuyla da sergi ve sanat sohbetleriyle de kendi kitlesini yaratmış, sanat için çekici bir mola alanı.
Galerinin kurucusu ve direktörü Çiğdem Özdemir’in küratörlüğündeki “Fragments of Collective Memory” sergisinin kapanış günü, kalabalık bir grup sanatseverle birlikte imgelerin kültürel dolaşımı, hafızamızda nasıl yer aldığı ve zaman içinde nasıl yeniden yorumlandığını Sanat Tarihi Uzmanı Dr.Feride Çelik ve sanatçı Ömer Atakan’dan dinliyorum.

Mimarlık eğitiminden gelen temel sanat bilgisi ve grafik anlatımını Pop Art estetiği ile buluşturarak kendine özgü bir anlatım dili yakalayan Ömer Atakan, 70X50 ölçülerindeki işlerinde izleyende sinema etkisi yaratan sessiz, efektsiz, katmanlı bir görsel anlatı sunuyor.

Mimarlık döneminde bolca iç mekân perspektifi çizen Ömer Atakan, sinema, mimari ve popüler kültürün imgeleri ile kurduğu görsel dünyada tek bir resimden fazlasını sunuyor, sanki zamandan kopmuş bir parça gibi…
Ömer Atakan’ın üretiminde sinemanın önemli bir referans noktası olduğunu görüyoruz. UCLA’da Cinema, TV, Multimedia and Digital Technologies alanlarında yüksek lisans yapan sanatçının sinema tarihine olan ilgisi hemen her eserinde belirgin biçimde hissediliyor.
Işık kullanımı, kadraj duygusu ve dramatik atmosfer, 1970’lerin sinema estetiğini çağrıştıran sahneler izleyiciye sinema, popüler kültür, hafıza, şimdi ve geçmiş gibi kavramları yeniden düşündürüyor.

Kolektif hafızaya ait imgeleri kurşun kalem, marker, pastel ve akrilikle yeniden kuran Ömer Atakan, kâğıt üzerine elle çiziyor. Fikir var, hayal var, el emeği ve sabır var. Yapay zekâ yok. Resim asistanı yok. Kopyala-yapıştır yok.

İlk bakışta tanıdık görünen imgeler ne belli bir zamana ne de belirli bir filme işaret ediyor. Ömer Atakan, kendi kurduğu The Godfather Paradox isimli anlatıda olduğu gibi 1974 New York’unda Al Pacino ve Robert De Niro’yu 35 yaşındaki halleriyle aynı kadrajda buluşturuyor. Ya da bir başka kompozisyonda Salvador Dali, Pablo Picasso ve Joan Miro yan yana…

Renkler, figürler, yazılar, semboller, Ömer Atakan’ın dondurulmuş film karelerini andıran üretimleri koleksiyonerlerin de dikkatini çekmiş. Zihni bir film platosu gibi çalışan üretken sanatçının 180 eseri yalnızca 3,5 sene gibi kısa bir sürede koleksiyonlara girmeyi başarmış.

2021 yılında Ten Ten’in yaratıcısı Hergé’nin orijinal kapak illüstrasyonunun yaklaşık 3,2 milyon Euro’ya alıcı bulması gibi, bir gün Ömer Atakan’ın kompozisyonlarının da insan hayal gücünün ve el emeğinin biricikliğini temsil eden, zamana direnen eserler olarak alıcı bulması şaşırtıcı olmayacak 🙂

































