Bodrum’un kültürel ve ekonomik değeri sanat odağındaki çeşitli buluşmalarla daha da görünür hale geliyor ve güçleniyor.
DG Art Gallery & Project vizyonu ile Bodrum Zai’de sanatseverler için paha biçilmez buluşmalardan biri daha geçtiğimiz gün gerçekleşti.
Missoni Ailesinin üçüncü kuşak temsilcisi ve sanatçı Francesco Maccapani Missoni’nin “Can Colors Remember Each Other?” isimli kişisel sergisi ve açılış davetinin etkileri sürerken bu kez uluslararası sanat piyasasının en tanınmış ve etkili figürlerinden Simon de Pury, Prof. Aylin Seçkin Georges moderatörlüğündeki sanat sohbetinde sanatsever ve koleksiyonerlerle bir araya geldi.

Prof. Aylin Seçkin Georges ile sanatın ekonomisini ve zevkin sermayesini Bodrumania için konuştuk.
Pınar Pişkin: Aylin Hanım sizin hayat yolculuğunuzda sanat ve ekonomi nasıl birleşti?
Aylin Seçkin Georges: Sanatsal bir ailede büyüdüm. Dedem orkestra şefiydi, İzmir Bandosu kurucusu, dayılarım solo piyanist, kuzenim solo piyanist, teyzem balerin.
Ben bale eğitimi aldım. Bütün ailenin odağında sanatın olması benim çocukluğumun da sanatla iç içe geçmesinden dolayı ister istemez etrafa, estetiğe, renge, düzene meraklı bir çocuk olarak yetiştim.
Saint Benoit’da okurken bizi serbest bıraktıkları zamanlarda, 2 haftada bir okul çıkışında ben soluğu Beşiktaş’ta Resim Heykel Müzesi’nde alırdım, henüz 14-15 yaşlarındayken Çallı’nın tablolarının arasında bolca zaman geçirdim.
Boğaziçi’nde Ekonomi okudum, yurtdışında Brüksel’de Avrupa Birliği üzerine yüksek lisans yaptım. Brüksel’de de çağdaş sanat müzesini gezmeyi seviyordum, eserlerin önünde saatlerce vakit geçirirdim. Paul Delvaux’un işlerini orada gördüm ve çok sevdim.
2006’da Paris’te Centre Pompidou’da DADA sergisini gezerken, sanat dünyasına bir ekonomist gözüyle bakarak kendi kendime, “Paris’in sanat sermayesini hesaplamak istesem ne kadar olur?” diye düşündüm, müzelerdeki eserlerin toplam değeri, bir kentin kültürel sermayesi, sanat eserlerinin zaman içinde nasıl değer kazandığına kafa yordum.
Dünyada sanat ekonomisi üzerine ciddi bir literatür vardı, ama Türkiye’de bu alanda neredeyse hiç veri ve çalışma yoktu. O dönemde Lebriz’in veri bankası vardı ve bu çalışma için çok kıymetli bir başlangıç noktası oldu.
Sanatın yalnızca estetik ve kültürel değil, aynı zamanda ölçülebilir bir ekonomik değer alanı olduğunu ortaya koymaya çalıştık
Erdal Atukeren ile birlikte bu verileri kullanarak Türkiye resim piyasası üzerine çalışmaya başladık. Müzayedelerde satılan eserleri adeta borsadaki şirketlerin hisseleri gibi ele alıp finansal yöntemlerle analiz ettik. 1989-2005 dönemini kapsayan veriler üzerinden Türkiye sanat piyasası için ilk fiyat endekslerinden birini oluşturduk.

Pınar Pişkin: Simon de Pury ile sizin Monsieur ile tanışıklığınız geçmişe dayanıyor değil mi, anlatır mısınız?
Aylin Seçkin Georges: Simon de Pury’yi çok ilginç buluyorum. Sanat eğitimi almış, bir dönem sanatçı olmak için yola çıkmış ama sonunda kendisini sanat danışmanı, küratör ve müzayedeci olarak bulmuş bir figür. Müzayede yönetmek konusunda onun kadar doğal ve sahneyi bu kadar iyi kullanan çok az insan var. Açıkçası onun yönettiği müzayedelerden birine katılmayı çok isterdim.
Pandemi zamanıydı, Simon de Pury ile iletişime geçtim, 2020’de Bilgi Üniversitesi’ndeki öğrencilerimin katıldığı zoom üzerinden 2 saat 22 dakikalık online ders yaptık, sohbet ettik, öğrenciler sorular sordular.

Simon de Pury kariyerine Sotheby’s’de başlamış ve zaman içinde Sotheby’s Europe’un başkanlığına ve dünya çapında başmüzayedeciliğe kadar yükselmiş. Sonra Daniella Luxembourg ile kendi sanat danışmanlığı ve galericilik yapılarını kurmuş.
Sotheby’s ve Christie’s’in olduğu sanat piyasasına üçüncü müzayede evi olarak 2001’de Phillips de Pury & Luxembourg olarak ortaya çıkıyor. 7-8 yıl sonra bugün artık Simon hayır amaçlı müzayedelerde daha aktif rol alıyor.
Pınar Pişkin: Siz dersleriniz ve yayınlarınızla sanat tüketimi ve sanat piyasası algılarımızı açtınız.
Aylin Seçkin Georges: Türk Sanat Piyasası ve Sanatın Psikolojik etkilerini ölçtüğümüz, finansal getirilerinin yanında psikolojik getirilerini ölçtüğümüz makaleler yayınladık. Türk sanat piyasası üzerine yaptığımız çalışma zaman içinde bir referans makalesine dönüştü. Her iki makalede çok ses getirdi.
O dönemde Bilgi Üniversitesi’nde “Sanat Ekonomisi” üzerine bir ders açmayı önerdim ve kabul edildi. Bu ders yalnızca Ekonomi öğrencilerine değil, üniversitenin tamamına açıktı. Sanat ekonomisi –temel sanat bilgisinden sanatçı olmanın maliyetine, bir sanat eserinin nasıl değerlendiğine, sanat piyasasının nasıl işlediğine kadar geniş bir alanı kapsıyor. Öğrencilerimi hep müzayedelere götürürdüm, oralarda Yahşi Baraz’la da tanıştılar. İki yazılımcıya müzayede oyunu yazdırmıştım. Müzayedeyi canlı takip ederek,oyunun sonunda eser kimde kalacak oyunuydu, eser kaça satıldı, bunları gözlemliyor, piyasanın oluşumunu yerinde görüyorlardı. Sonra ertesi gün gerçek bir müzayedeyi izlemeye gidiyorduk.
Öğrencilerle sanatçı olmanın maliyetini de konuşuyorduk.
Sanatçı olmak biraz piyango bileti almak gibi; kimisine çıkıyor, kimisine çıkmıyor.
Ama o piyango biletinin arkasında yıllarca süren bir emek, eğitim, üretim ve ekonomik bir mücadele var.
2017 yılında Contemporary İstanbul’da 1400 kişi ile Türkiye’deki ilk sanat fuarı anketini yaptık. Oradan çıkan sonuçları da Ali Güreli ile paylaşmıştım. Contemporary Istanbul’un bir okul görevi gördüğünü, insanların oraya kim var kim katılmış diye değil, bir şeyler öğrenmek için gittiğini anlatmıştım.
Bilgi’deki son dersi 2021 Kasım ayında verdim. Öğrenciler, sanatla teorik olarak tanıştılar ve sanatı hayatın bir parçası olarak görme farkındalığı kazandılar. Anne babalarının satın aldığı, evlerinde yıllardır duran sanat eserlerini fark ettiler.
Mardin’den öğrencilerle sanatçıları bir araya getirdiğimiz organizasyonlar yaptık. Sanat Ekonomisi dersini alan öğrenciler sanatçılarla buluştu, sohbet etti, hatta bazılarıyla arkadaş oldu.

Pınar Pişkin: Sergi deneyimleri de farklılaşıyor değil mi, bugün sergiler farklı duyularımızı uyararak sanat deneyimimizi zenginleştiriyor.
Aylin Seçkin Georges: Geçen hafta Côte d’Azur’da, Porquerolles Adası’ndaki Fondation Carmignac’ı ziyaret ettim. Sea, Pop & Sun sergisini yalın ayak geziyorsunuz. Keşfetmenin sonu yok. Her yeni deneyim, baktığınız şeyi biraz daha farklı görmenizi ve kendi zevk sermayenizi biraz daha geliştirmenizi sağlıyor.
Hayata estetik katmak ve kendi zevk sermayemizi biriktirmek çok önemli. Çünkü zevk sermayesi size anne babanızdan miras kalmıyor, onu kendiniz oluşturuyorsunuz.
Merak ederek, etrafa bakarak, farklı şeyler deneyimleyerek, görerek, dinleyerek ve zaman içinde kendi zevkinizi geliştirerek zevk sermayenizi biriktiriyorsunuz.
Bir esere dokunmamızı isteyen, müzik eşliğinde gezilen, farklı duyularımızı harekete geçiren sergileri daha fazla görmeye başladık. Ben son dönemde duyusal tarafıyla da daha fazla ilgilenmeye başladım. Bizi zevkimizi geliştirmeye hangi duyular daha hızlı yönlendiriyor? Görsellik mi, ses mi, koku mu, müzik mi?
Pınar Pişkin: Son dönemde hem ülkemizde hem de dünyada galerilerin sıkıntıda olduğuna dair haberler öne çıkıyor, galericilikte iş modelleri mi değişiyo, siz nasıl görüyorsunuz?
Aylin Seçkin Georges: Galerinin işleme biçimi bekleme oyunu. Ama bekleme oyunu maliyetli bir oyun. Maliyetlerini kontrol edemeyen galerilerin sıkıntıda olduğunu görüyoruz. En başarılı galeriler bile sermaye kıtlığı yüzünden 7-8 sene sonra havlu atmak zorunda kalıyor.
Siz galeri için birçok masraflar yapıyorsunuz ama o masraflar beklemiyor, siz o işi satmayı bekliyorsunuz. Dolayısıyla burada gelirlerle giderlerin uyuşmama problemi var. Sizin düzenli harcamalarınız var ama düzenli geliriniz yok, bu bir ekonomi problemidir, bu bir muhasebe problemidir ve bunun çözülmesi gerekiyor. Dünyada bir lojman krizi var, kira, elektrik, internet, personel giderleri gb. bunları siz ödüyorsunuz ama o galerideki sanat eserini satamayabilirsiniz, o eseri ne zaman satacağınızı bilmiyorsunuz ama harcamalarınızın zamanı bellidir. Bu ekonomi modeli sürdürülebilir bir model değil.
Galeriler bunu şimdiye kadar dert etmediler, belki sosyal medya bu kadar etkin değildi ve galerilerin mali problemleri bu kadar kolay herkesin diline düşmediği için idare edildi. Ancak bugün sanatçılara ödeme yapılmadığında sanatçılar artık bunu deklare ediyor ve bu galerilerin iş yapma biçimlerinin sürdürülemez olduğunu gösteriyor.
“Yıllardır çok fazla galeri olduğunu ve piyasanın bu kadar büyük olmadığını söylüyorum ;ya talebi geliştirmek için zevk sermayesi birikimine destek olmak lazım ya da galerilerin konsolide olarak birlikte farklı yerlerde iş birliğine gitmesi lazım”
New York’ta küçük boy bir galeri başka bir galeri ile ortaklığa gitti, ismi değişti, iki galeri tek galeri oldu. Bu piyasa konsolidasyonu dediğimiz şey, piyasada kârlar o kadar düştü ki birleşmek gerekiyor ki ayakta kalınabilsin.
Pınar Pişkin :Peki koleksiyonerlik sanatın neresinde, neler söylersiniz?
Aylin Seçkin Georges:Sanat dünyasının sadece koleksiyonerliğin tekelinde olmaması gerektiğine inanıyorum ve koleksiyoner olamadık diye hiçbir sanat eserine yakın olamayacağız anlamına gelmemeli. Bence her bütçeye uygun bir şey mutlaka vardır, etrafımıza bakmamız yeterli, lokal seramik sanatçısının ürettiği de sanattır. Tekstil atölyesinde bir dokuma görmüşsünüzdür onu da beğenirsiniz, bahçenizi tasarlatmak istersiniz – o da bir sanattır ve o da zevk sermayesinin bir bölümüdür. Sanat sadece çok zengin insanların imkanları oldukları için alabildiği, bizi de pek ilgilendirmeyen bir şeydir diyerek arkamızı dönemeyiz. İnsan hayatı boyunca bir tane esere de sahip olabilir. Yani kaç defa araba değiştiriyoruz, değişik mobilyalar alıyoruz, bir sanat eseri bugün bakıldığında bunlardan daha pahalı değildir.
Hep en yüksek eserlerin satışı haber konusu oluyor ama makul fiyatlara satılan ve bizim ulaşabileceğimiz pek çok güzellikte sanat eseri mutlaka var, maksat onu hayatımızın içine entegre edebilmek ve herkesin de koleksiyoner olmasına gerek yok. Bu zevklerin uyanması gerektiğine inanıyorum.

Müzayedeler, insan psikolojisi odaklı, o yarışma hali, “o eser benim olacak” dürtüsü, hırs, insan bazen koyduğu limit fiyatın bile üstüne çıkabiliyor. Zaaf ekonomisinden söz ediyoruz, insan yapısı tamamen deşifre edilmiş bir şey değil.
Pınar Pişkin: “Sanatın Ekonomisi” kitabınızın bir referans kitap değerinde olduğunu biliyorum, yeni kitap çalışmalarınız da olacak mı?
Aylin Seçkin Georges: Simon de Pury’nin de aralarında olduğu, Fransa’dan bir koleksiyonerden New York ve Los Angeles’tan galerilere, sanat eleştirmenlerinden sanatçılara uzanan çok farklı isimlerle bugüne kadar 13-14 röportaj gerçekleştirdim. Birkaç yeni röportajı da bu seçkiye ekledikten sonra tarihe not düşmek gibi olacak, çağdaş sanat dünyasının farklı aktörlerinin deneyimleri, düşünceleri ve bakış açılarını daha geniş bir kitleyle paylaşmak için bu röportajları basılı olarak kitap halinde yayınlatmayı planlıyorum.

Pınar Pişkin : Son dönemde nelerle meşgulsünüz, ajandanızda hangi projeler var?
Aylin Seçkin Georges: Akademik hayatıma kısmen son verdikten sonra, halen Business Scholl of Lozan’da kadrolu hocayım. Seoul’lü iki doktora öğrencimin tezini yönetiyorum, akademik çalışma orada devam ediyor. Ottawa Üniversitesi’nden bir öğrenciyle de zevk sermayesi üzerine çalışıyorum. Akademik çalışmalarımın dışında, yaklaşık 3 aydır sanatçı danışmanlığı yapıyorum. Sanatçılarımı değişik koleksiyonerlerle, galerilerle birleştiriyor, onlara fırsatlar yaratıyorum. Amerikalı, Kanadalı, İtalyan, Rus, Türk ve Ermenistanlı sanatçılarım var. Networküm sayesinde sanatçılarımı globalde farklı yerlere zıplatabilir miyim diye deneme olacak, çok büyük bir iddiam yok ama gözümün olduğuna inanıyorum, bu benim emeklilik projem.
Önümüzdeki dönemde de uluslararası sanat ağı içinde yeni projeler var. Kasım ayında Aro’nun M2Projects’te, Kanadalı sanatçılarımın da katılımıyla bir grup sergisi olacak. Şubat ayında ise Los Angeles’ta sanatçılarımdan birinin stüdyo gezisini organize etmeyi planlıyorum. New York’ta da birlikte çalıştığım bir grup sanatçı ve bir galerim var. Orada da galerilerin farklı disiplinlerden desteklere ihtiyaç duyduğunu gözlemliyorum. Örneğin White Cube, bir ekonomi profesörüyle iş birliği yaptı. Sanat danışmanlığı tarafında bu tür yeni iş birliklerinin ve üretim odaklı yaklaşımların giderek daha önemli hale geldiğini düşünüyorum.
Prof. Aylin Seçkin Georges Hakkında
Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü (1991) mezunudur. Jean Monnet bursu ile Université Libre de Bruxelles’de Avrupa Ekonomisi üzerine Master derecesini aldı. Ekonomi doktorasını Carleton Üniversitesi’nde (Kanada) yaptı.
Kanada’da Cirano Araştırma Merkezi, Montreal Üniversitesi, Mount Allison Üniversitesi’nde çalıştı. 2001 yazında Türkiye’ye dönerek Bilgi Üniversitesi Ekonomi Bölümü kadrosunda görev aldı.
2015 yılında Profesörlük derecesini alan Aylin Seçkin’in sanat ve kültür ekonomisi ve sanat yatırımları üzerine çalışmaları Empirical Economics, Journal of Cultural Economics, Economics Bulletin gibi önemli yayınlarda yer aldı.
Nüfus ve yaşlanma ekonomisi üzerine çalışmalarıyla da Economic Modelling gibi çeşitli akademik dergilerde çokça yer aldı.
Prof. Seçkin, 2016-2017 akademik döneminde Berkeley Üniversitesi ve Ottawa üniversitelerinde sabatik izninde bulundu. 2021’de Bilgi Üniversitesi Dijital Pazarlama yüksek lisansını bitiren Aylin Seçkin, 2021’de CroMagnon Art adında yapay zekâ temelli bir startup’ın kurucu ortağı oldu. İstanbul Bilgi Üniversitesi İşletme Fakültesi’nde öğretim üyeliği süresince Ticaret Teorisi, Para Teorisi, Spor Ekonomisi, Sanat ve Kültür Ekonomisi ve İnternet (Startup) Ekonomisi dersleri verdi.
Aylin Seçkin’in Sanatın Ekonomisi (2021) kitabı bulunuyor.
Prof. Aylin Seçkin Georges’a derin, detaylı yanıtları için teşekkür ederim.
Fotoğraflar için Eray Dinç’e teşekkür ederim.
Röportaj Pınar Pişkin tarafından Bodrumania için yapılmış, yazıya hazır hale getirilmiş ve yayınlanmıştır. Kısmen ya da tamamı kaynak göstererek kullanılabilir.































