AKBELEN’İ DE İKİZKÖY’Ü DE VERMEYECEKLER

AKBELEN’İ DE İKİZKÖY’Ü DE VERMEYECEKLER

111
0
PAYLAŞ

 

Akbelen Ormanı’nda doğayı ve köylerini ranta karşı korumak için, başlayan direniş, önümüzdeki günlerde 1. yılını dolduracak. Konuya ilişkin bir açıklama yapan direniş sözcüleri, Change.org üzerinden yaptıkları açıklamalarda şu ifadelere yer verdiler;

 

“17 Temmuz’da İkizköy Akbelen Ormanı Nöbetimizin 1. yılını dolduruyoruz! Hafta sonu mücadelemizin 3. yılını ve nöbetimizin 1. yılını kutlayacağız. 

Mücadele, umut, inanç, dostluk ve dayanışma dolu 3 yılımızda, bir yıllık orman nöbetimizde neler neler yaşadık! Sizlerle birlikte neler neler başardık! Akbelen Ormanını işte böyle vermedik: 

***

Tam 3 yıl önce 2019 Temmuz ayında, kömür madeninin genişletilmesi için köyümüzün tarım arazilerinin ve zeytinliklerinin kamulaştırılması tehdidine karşı bir araya geldik. Tam 40 yıldır ormanlarımızı, tarlalarımızı, sularımızı, köylerimizi yok ede ede ilerleyen kömür madenine artık dur demek için mücadeleye başladık.

Akbelen Ormanı’nı ilk olarak 2019’da kesmeye çalıştılar; durdurduk.

***

2020’da, tarım arazilerimizin istimlakını ve orman katliamını kamuoyunun, siyasilerin gündemine soktuk diye Şirket bizi suyumuzu keserek cezalandırdı. Yılmadık. Su hakkımız için de mücadele ettik ve şirkete geri adım attırdık.

***

2020 sonunda Şirket, Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan Akbelen Ormanı’nı madene tahsis eden bir izin aldı. 2021 yılı baharında, 780 dönümlük ormanın kömür madeni yapılması için kesim işlemlerine başlandı. Bu işlemleri durdurmak için aylarca eylem yaptık, dilekçeler verdik; iznin iptali için dava açtık.

***

Tüm bu idari ve hukuki girişimlerimize rağmen, 17 Temmuz 2021 günü Akbelen Ormanında ağaç kesimi başladı. İklim krizinin baş sorumlusu termik santraller için kömür çıkarmak adına, iklim krizinden kurtarıcımız olacak ormanımız yok ediliyordu. Buna seyirci kalamazdık.

Aynı gün, Milas Orman İşletme Müdürlüğü’nün kesim ekibini durdurduktan sonra Akbelen Ormanı girişine çadırlarımızı kurduk ve nöbete başladık. Ormanımız, suyumuz, toprağımız, geleceğimiz için attığımız çığlık tüm toplumda yankılandı. Yüzlerce yaşam savunucusu yanımıza koştu; Akbelen Ormanı’nın yaşam hakkı için nöbetimize katıldı.

Nöbetimiz ve davamız devam ederken, 10 gündür süren orman yangını felaketinin ortasında, 8 Ağustos’ta Şirket, Akbelen Ormanı’nda “yangını önlüyoruz” bahanesi ile yeniden ağaç kesimine girişti. Yine testerelerin önüne dikildik; 105 ağacımızı kaybettik ama daha büyük bir katliamı önledik.

Bu kesimin ardından Akbelen Ormanı davamızda ve madeninin genişletilmesinin ÇED’den muaf tutulmasına karşı daha önce açtığımız davada yürütmeyi durdurma kararı verildi. Artık hukuken, hiç kimse Akbelen’in ağaçlarının tek bir dalını dahi kesemezdi. Ama bu ülkede uygulanmayan mahkeme kararlarını bildiğimizden vazgeçmedik. Ormanımızı yangına ve aç gözlü madencilere karşı korumak için gece gündüz nöbet tutmaya devam ettik.

10 Ağustos gecesi sanki ormana zarar veren bizlermişiz gibi yüzlerce komando tarafından nöbet alanımızdan sürüklenerek çıkarıldık. Vazgeçmedik, yılmadık! Bütün yaz boyunca 50 derece sıcağın altında nöbetimizi Akbelen Ormanı girişindeki buğday tarlasında tutmaya devam ettik.

7 Eylül’de tarafgir bir hakimin yönetiminde, avukatlarımıza, uzmanlarımıza hakaretler edilerek adalete erişim hakkımızın engellendiği bir bilirkişi keşfi yaşadık. İtirazlarımız sonucu keşif ertelendi.

20 Ekim’de ÇED davamızda bilirkişi keşfi yapıldı. Keşif esnasında, alandaki arkeolojik kazıda çalışan İkizköylü kardeşlerimiz, hakime gidip şirket yararına konuşmayı kabul etmedikleri için işlerinden atıldı.

6 Kasım’da Muğla’nın her yerinden gelen yaşam savunucularından oluşan büyük bir kalabalıkla Yeniköy Termik Santrali’nin önünde “İklim Adaleti” için eylem yaptık. İklim krizinden çıkışın yolu kömürden çıkıştan geçer dedik.

14 Kasım’da Milas için yaşamsal olan zeytini kutlamayı umduğumuz Zeytin Hasadı Şenliği’nin kömürcü şirket tarafından sponsorluğunun yapıldığını öğrendik. Daha önce köyümüzün 20 bin zeytin ağacını yok eden, şimdiyse 40 bin ağacın yok olmasına yol açacak olan madeni genişletmeye çalışan Şirketi ve bu sponsorluğu kabul eden yerel yönetimleri protesto ettik. “Ya ölmez ağaç zeytin, ya katil kömür” sloganı atan bir Komite üyemiz göz altına alındı.

Aralık, Ocak ve Şubat’ta son birkaç on yılın en sert kışını geçiren İkizköy’de, Akbelen Ormanı’nda yine nöbetteydik. Eksi 10 dereceye varan soğuklara rağmen çadırlarımızı ve ormanımızı terk etmedik. Zeytin hasadıyla geçen günlerin yorgunluğunu nöbet alanımızda dostlarımızla, sobamızın başında bir araya gelerek attık.

1 Mart’ta Akbelen Ormanı davamızın ikinci keşfi yapıldı. Aynı gün Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren ve zeytinlikleri kömür madenciliğine açan yönetmelik değişikliği adeta Akbelen Ormanı ve çevresindeki binlerce dönüm zeytinlik için yapılmıştı. Bu yönetmeliği de dava ettik.

31 Mart’ta, Şirket, İkizköy’ün Işıkdere mevkiindeki zeytin ağaçlarını söküp atmaya başladı. Yine önlerinde durduk, Zeytincilik Kanununa aykırı yönetmeliğe göre bile izin alınmadan yapılan bu zeytin katliamını biz alanda, dostlarımız İstanbul, İzmir, Ankara ve sosyal medyada var gücümüzle protesto ettik ve durdurduk. Kamuoyunun büyük tepkisi üzerine Şirket  söküp attığı ağaçlarımızı yuvalarına geri dikmek zorunda kaldı.

***

Bahar ayları boyunca, 3 yıldır kamulaştıramadıkları, kanunsuz idari işlemlerle ele geçiremedikleri topraklarımızı köylüyü “çok para” ile kandırarak satın almaya çalışan Şirket’e İkizköylüler olarak hep birlikte seslendik “İkizköy Satılık Değil!”

***

Bu arada Akbelen Ormanı davamızda bilirkişi heyetindeki 4 uzman ormanımızın özellikle yangınlardan sonra ve iklim krizi düşünüldüğünde çok önemli bir ekolojik değer olduğunu, madenin bölgedeki tarımı ve zeytinciliği bitireceğini, yeraltı ve yer üstü su varlıklarımızı yok edeceğini, Akbelen Ormanı’nın madene verilmesinin ekoljik bir yıkım olacağını bilimsel olarak ortaya koyan raporlar hazırladı. İki uzman ise Türkiye’nin enerji ihtiyacı olduğu için ekolojik yıkım bile olsa ormanın madene tahsisini onayladı.

Bilimin halkın ve doğanın yanında olması gerektiğini belirterek itirazımızı yaptık. Şimdi hukuk sisteminin de Akbelen Ormanı’na sahip çıkacağı bir karar bekliyoruz.

Bu arada tanınmış gazeteciler ve ünlülerle halka ilişkiler çalışması yürüten şirket yalan beyanlarla  ne kadar “çevreci” bir santral işlettiğine yönelik yanlış bir algı oluşturma uğraşıyor. Oysa biliyoruz ki, en yeni teknolojilerle bile donatılsa kömür santralleri ve madenler hem insanlar, hem doğa için ölüm demek.

Artık Türkiye’nin kömürden enerji üretmeye ihtiyacı yok.

Sağlıklı, insan onuruna yakışır, doğa haklarına saygılı, kömürsüz bir gelecek mümkün! Bunun örneğini, hukuki mücadelemizle, bir yıla varmak üzere olan orman nöbetimizle, yılmadan kömür şirketine direnen İkizköy halkıyla, İkizköy’de hep birlikte kuracağız! İşte o zaman hep birlikte bayram yapacağız!

Akbelen Ormanını da İkizköy’ü de Vermeyeceğiz!”

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.