BABAYA OĞULDAN VEDA VE TEŞEKKÜR

BABAYA OĞULDAN VEDA VE TEŞEKKÜR

2561
0
Paylaş

Bodrum’un sanat köyü Dibeklihan geçtiğimiz günlerde naif kişiliği, sanat ve sanatçıya olan destekleriyle sanatçıların ağabeyi olan Cenap Tezer’i son yolculuğuna uğurladı. Yakalandığı amansız hastalıkla mücadelesini uzun zamandır sürdüren ve yenik düşen Cenap Tezer’in büyük oğlu, Bodrum Bisiklet Kulübü (BBK) ve Bodrum Scooter Kulübü (BOSKU) kurucusu Emrah Tezer, babasını uğurlamanın ardından duygularını kaleme alarak, sosyal medya hesabından paylaştı.

Hastalık sürecinin başından sonuna kadar yaşadıklarını kaleme alan, okuyan herkesi duygulandıran satırların aslında bir vasiyet olduğunu belirten Emrah Tezer’in mektubu;

*** Babaya oğuldan veda ve oğlu olmaktan teşekkür ***

Yazıma başlamadan önce babamın son zamanlarında, hayata gözlerini yumduktan sonra yanında olan dostlarımıza, evimizi çekip-çeviren Gül ablaya, Dibeklihan’da bizler ile çalışan, ailemizden gördüğümüz abilerimiz, ablalarımız kardeşlerimize, onlarca, yüzlerce değil binlerce mesaj atan, arayan, soran, yanımızda olan, olamayan herkese, tedavi süresince bizlere her konuda destek veren Acıbadem Hastanesi çalışanları, doktorlarımız Hilmi ve İskender Bey’e, Ömer hemşireye, evimize gelip sağlık işlerini yapan Bodrum İlçe Sağlık çalışanlarına, Bodrum Belediyesi cenaze hizmetleri personeline, Yakaköy muhtarı Halil KIY’a, Kerem Aydınlar camisi çalışanlarına, evimize zor süreçte yemek taşıyan Faik, Erol abiye, zor günlerimizde yanımızdan ayrılmayan, sıcak sohbetleri ile bizleri eskilere götüren aile dostlarımıza, komşularımıza, taziye ziyaretine gelenlere, haberleri ile bizleri duygulandıran, babamızı onurlandıran ulusal ve yerel basına, Türkiye’nin değerli köşe yazarlarına, usta kalemlerine, BBK-Bodrum Bisiklet Kulübü, BoSKu-Bodrum Scooter Kulübü üyesi değerli arkadaşlarıma, sosyal medyada paylaşımları ile bizlerin ne kadar çok sevilen, büyük, değerli bir babaya sahip olduğumuzu birkez daha hatırlatanlara, Bodrum’dan, Türkiye’nin, dünyanın bir ucundan gelip cenazemize katılanlara, katılamayanlara, katılmak istemeyenlere…. adını zikretmeye unuttuğum herkese iyi günlerimizde, kötü günlerimizde acımızı paylaşan, destek olan herkese sonsuz teşekkür eder, en derin sevgi ve saygılarımı dile getirmek istiyorum.

10 Şubat 2019 gece yarısı 03.45 te hayata gözlerini kapayan Bodrum Yakaköy’de Dibeklihan mucizesini yaratan, Bodrum’a, TÜRKİYE’ye sanat ve kültür alanında büyük başarılara imza atan babam Cenap TEZER’i ben sizlere büyük oğlu olarak kısaca anlatayım.

2.5 sene önce idi. O amansız, çaresiz hastalık teşhisi kondu. Çok geçti ama inançlıydık. Yenecektik o hastalığı, kararlıydık. Evet 2.5 sene önce diyorum ama belirtilerinden yıllar önce var olduğunu ben de, o da biliyordu. Korkardı, sevmezdi doktora, hastaneye gitmekten heleki o iğneden… Ayni ben !!!
Tedaviye başlama iknalarımıza uzaktı, kulak tıkıyordu. Taki bir gün kadim dostu, aile dostumuz, can kardeşi Can PULAK’ın kendisi ile olan tüm ilişkisini keseceğine dair tehdit etmesine kadar. Mecbur kabul etti tedaviyi.
Son adıma bir adımdı. Biliyordu herşeyi, kaderini. İnançlıydı başlarda. Doğrusu, inancı sadece dışarıya karşı idi, iyi olduğunu, iyi olacağını etrafına söyler, her zaman olduğundan daha fazla enerjisi ile iki yıl yaz sezonu boyunca Dibeklihan’da etkinliklere tüm hızıyla devam etti. İçi bambaşka, karmaşık duygular doluydu.

Babamdı kendisi, baba-oğulduk. Yıllar içinde kötü süreçlerimiz oldu ailevi nedenlerle. Mecbur o da, bende 8 yı birbirimizden uzak kaldık. Ufacık Bodrumdaydık, kalplerimiz hep birdi. Bu sureci belki bir nedenle o da istedi. Benim kendi ayaklarımın üstünde kalmamı, hayatı tırnaklarımla kazımamı, başarmamı, gerçek bir baba olmamı istedi. Çünkü kendisi de bu yoldan geçmişti, bu yolun doğru yol olduğuna inanıyordu. Doğruydu da. Oğlum büyüdükçe sonraları öğrendim bende.

Amansız hastalık teşhisi konulduktan kısa bir süre sonra ikimiz Köyceğiz Dalyan’daki evimize gidecektik. Dört gün orada kalacak, bahçe işleri, teknelerin bakımı vs işler ile uğraşacaktık. Benden rica etti “Bana yardımcı ol, lütfen. İşini gücünü bırak benle gel, günlük kazancını sana ben ödeyeceğim.” Para, pul ile uzaktan yakından alakam yoktur. Bu güzel huyumu ondan almışım, “elbette” diyerek düşünmeden kabul ettim.

Dalyan’da, kanalın yanında o güzel evimize vardık. İşlere koyulduk. Öğlen oldu. Kanalın yanında, kanala görüntü olarak hakim, kendisinin yaptığı ağaçtan iki katlı kulübenin üst katındaki verandaya dinlenmek, kahvelerimizi içmek için çağırdı. Ot yolmayı bıraktım, gittim. Kahveler hazırdı, her zaman olduğu gibi sigara ikram etti. Taşlar yerine oturmaya başladı bende ve uzatmadan lafa girdi. “Buraya geldik. İş güç bahane. İşleri bir ara sen gelip yaparsın. Burada senle 4 gün oturup konuşacağız, günah çıkaracağız.” Dilim dolandı o an, hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Bodrum’da kendi işime devam etmemi, eskisinden biraz daha az zaman ayırmamı, geri kalan vaktimi kendisi ile geçirmemi, bu acımasız, kısa yaşamdan, dünyadan yakın bir zamanda gideceğini, bizleri öksüz bırakacağını, özellikle yaz sezonunda Dibeklihan’da yapacağı sanat ve kültür etkinliklerinde yanında olmamı, ona yardım etmemi istedi. Zaman içinde güçsüzleşeceğini biliyordu, manevi, fiziksel destek arıyordu. 
Sanat ve kültür…. Bana çok yabancı konuydu. Ben daha çok insan ilişkilerini, doğa içinde olmayı, motosikletimle-bisikletimle başımı alıp gezmeyi seven, teknoloji adamıydım. Gel de işte o an bunları dile getir… Kendi ailemden, eşimden, oğlumdan bile uzak kalmayı, süreci belli olmayan zaman dilimini düşünüp teklifini derhal kabul ettim. 
2017-2018 yıllarından yaz-kış beraberdik, Dibeklihan’daki evine taşınmış gibiydim. Bilenler bilir evindeki salonda iki tane gri renkte deri koltuk vardır, hep şikayet ettiği “Yazın terletiyor. Kim aldırdı bana bunları”. Koltuklarda TV karşısında bir uyanır, bir kalkar sabahlardık. Halk TV deki Atatürk, ceviz fidanı, kitap reklamlarını seyretmekten gına gelmişti. Başka kanala geçerim, iki dakika sonra 53’ü aç derdi. Ne yaparsın ! 
Sadece TV seyretmez, kitap okur, notlar alır, sırlarını, dertlerini, sıkıntılarını anlatırdı. “Aman haaa aramızda” derdi her seferinde. Beşiktaş maçlarını kaçırmaz. İki oğul ve bir baba seyrederdik. Derbilerde, özellikle Fenerbahçe maçlarında yan komşumuz Can amcanın bize gelmesinden mutlu olurdu. Can PULAK amcanın bizim evde maç seyretmesini Fenerbahçe’nin Beşiktaş’ı yeneceği totemi olarak düşünürdü. Can amcanın Beşiktaş’ın ne kadar iyi takım olduğunu, iyi oynadığını söylemesine içten içe gülerdi ama içinden geçenleri o gittikten sonra bize söylerdi. Çok güzel, tatlı anılardı.
Yakın dostları bu dünyadan tek tek gidiyordu. Her seferinde Yakaköy içindeki ufak, Dibeklihan’ı tepeden gören, hakim konuma olan mezarlığa defnedilmek istediğini üstüne basa basa tembihliyordu. Meğerse yerini çoktan seçmiş, köy muhtarımıza göstermiş. Böyle şeyleri düşünmemesini, 2019 yılı Dibeklihan etkinliklerine konsantre olmasını, daha 76 yaşında delikanlı ve önünde daha uzun zaman olduğunu söylüyordum. Beni üzmemek için “haklısın” der ama kendisinin 4 sene önce eşinden boşanma aşmasında, Dibeklihan’dan ayrılmaya mecbur bırakıldığı, bazı yakın dostları tarafından dahi taraf olup yalnız bırakıldığı, Bodrum’a bir daha dönmemek üzere Dalyan’a gittiği zaman asıl öldüğünü dile getirirdi.

Son iki ayımı geceli gündüzlü babamın yanında geçirdim. Her gün biriken işlerimi yapmak için ofisime iki saat uğradım sonra keza hastaneye keza eve, onun yanına geldim. Gecesi gündüzüne karışmış, saati sorduğunda “gece mi gündüz mü ?” diye belirtmemi isterdi. Devamlı uyuyor, eskileri anlatıyor, hayatında yaptığı hataları, pişmanlıkları, gezilerini, dostluklarını, hayat arkadaşlarını, sevdiklerini, sevmediklerini, onu bu kısa yaşamda üzenleri, çektirenleri …. kısaca herşeyi detaylarına kadar kısık sesle dile getiriyor sabahlıyorduk evde. Bu konuşmalarımızın özetini sağlığı yerinde iken bir mektup şeklinde bana bırakmıştı. Çok kötü olmasına yakın zaman geldiğinde açmamı ve içeriği hakkında konuşmamamızı söylemişti. O mektupta yazmayı unuttuklarını, aklına gelenleri son bir ay içinde yatağında bana bir patronun sekreterine yazdırır gibi notlar aldırdı.

10 Şubat 2019 kara gün kapıya dayandı.
Gece yarısı o dev çınarın yanında iken gözlerini son kez kapaması benim için tarifi imkansız duygulardı. Bir parçam kopmuştu. Biz onla baba-oğul değil abi-kardeş, et-tırnak olmuştuk. Et-tırnaktan ayrılır mı ? Evet ayrılırmış. Anladım !!!

Yazımın sonuna gelmeden önce;
Bu yazıyı normalde sadece teşekkür şeklinde yazma niyetim olurdu ama vasiyetlerinden biriside son zamanlarda beraber yaşadığımız tüm anıları, kendisinin sevmediği, beğenmediği, eleştirdiği edebiyatım, yazma dilim, hatalarım ile dile getirmemdi.

Ne mutlu bana. Senin gibi bir babam oldu. Sen gittikten sonra gördüklerim, yaşadıklarım, duyduklarım, okuduklarım ne kadar büyük bir mirasmış bana. Şimdi farkına varıyorum yavaş…. yavaş… 
Sende o gece etmiştin, benimde hakkım helal olsun.
Oğlun Emrah TEZER

Paylaş
Önceki İçerikBAHÇEŞEHİR KOLEJİ ORGANİZE İŞLER’DE
Sonraki İçerikSEVGİLİLER GÜNÜNE MUHTEŞEM KONSER
Toyga İçözü, medya ve prodüksiyon sektöründe 30 yıla yakın deneyime sahip bir profesyoneldir. Kariyerine 1991 yılında Intermedya’da satış müfettişi olarak başlayan İçözü, Milliyet Dergi Grubu, Posta, Sabah ve Star Medya Grubu gibi önde gelen basın kuruluşlarında magazin muhabirliği ve köşe yazarlığı yapmıştır. 2008-2012 yılları arasında Artı Film ve Hipa Medya’da prodüksiyon amiri olarak birçok televizyon projesine imza atan İçözü, TLC kanalında yayınlanan House Hunters Turkey programının da yapım sürecini yürütmüştür. Ayrıca 2012 yılında kurduğu bodruMania platformu ile Bodrum’un kültürel ve sosyal yaşamını aktarmaya devam etmektedir. Lisanslı yüzücü ve Enduro tutkunu olan İçözü, doğaya ve tüm canlılara duyarlı bir yaşam biçimini benimsemekte, aynı zamanda bir arama kurtarma gönüllüsü olarak da topluma katkı sunmaktadır. Eğitim hayatını Levent İlkokulu, Etiler Lisesi ve Şişli Endüstri Meslek Lisesi’nde tamamlamıştır.

YORUM YOK

CEVAP VER

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.