SANAT ELİT BİR VİTRİN DEĞİL; HAYATIN TA KENDİSİDİR

SANAT ELİT BİR VİTRİN DEĞİL; HAYATIN TA KENDİSİDİR

3076
0
Paylaş
"Kurumsallık sadece yapı değil, ahlâk ve insan meselesidir" Haluk Eren
“Kurumsallık sadece yapı değil, ahlâk ve insan meselesidir” Haluk Eren

Çocukluğun naif duyarlığından akıl, disiplin ve etik değerlerle yükselen bir marka başarı hikayesine Haluk Eren’in zihinsel  yolculuğunun izini süreceğimiz sonu sürprizli çok özel bir röportajla karşınızdayım:-)

Pınar Pişkin:Haluk Bey, kazan sistemlerinden modern ısıtma teknolojilerine dönüşüm, aile şirketinden Erensan’a uzanan meşakkatli, başarılı ve vizyoner yolculuğunuzla başlamak istiyorum. Sizin hikayeniz ve Erensan Grup’un hikayesi nerede başlıyor, nerede kesişiyor?

Haluk Eren: Erensan bir aile şirketidir.  Boyutları küçüktür ama getirdiği ses büyüktür. On bir yaşında Alman Lisesi’nde okurken yaz tatilinde babamın yönlendirmesiyle kaynak yardımcısı olarak çalışmaya başladım. Ailenin bütün çocukları aynı şekilde babamın stratejisi olarak şirkette staj yaptı. Okulu Amerika’da bitirip 1984 Temmuz’unda bir Cumartesi günü patronun oğlu ve şirket ortağı olarak geri döndüm. Henüz bir ay dolmadan göreve başladım,  Amerika’da okumuş olarak geri dönsem de çömezdim ve beklentiler ağırdı.

Türkiye’nin büyük bir değişim geçirmeye başladığı yıllardı. Şirketin içinde olduğu durumu, ortamı doğru okumam gerekiyordu. Bir teknik direktörün maçı okuması gibi ben de şirketi-piyasayı okumaya, anlamaya çalıştım. Bu sebeple durumu anlamak daha kritikti. Aynı dönemde abim Ali Eren’le birlikte çalışmaya başladık ve hep öyle devam ettik.

Bir Şirketten Fazlası: Erensan ve Zamanı Okuma Becerisi

2001 yılında yeni deneyimler elde etmek için Amerika’ya yerleştim. Şirketle bağım devam ederken bu kez  daha farklı bir bireysel deneyim yaşadım. Amerika’nın kendine ait yaşam şartlarında bir yandan ailemle ilgilenirken üniversite zamanında kurduğum sosyal çevremi on yedi yıl sonra tekrar yakaladım. Türkiye’de kurduğum endüstriyel ilişkilerin devamında orada kendi şirketimi – Eren & Son- kurdum. Yeni bir başlangıç yapmaya hazırlandığım esnada Amerika’da 11 Eylül yaşandı. Tüm iş ilişkilerimi askıya almak zorunda kaldım ve bu süreç bana Amerika’yı daha derinlemesine izleme fırsatı tanıdı. NY, Washington, Chicago ve Miami’yi yakından takip ederek eskiden beri ilgim olan sanatla ilgili konularda derinleşme fırsatı buldum. 2007 yılında yeniden İstanbul’a, yuvaya döndüm.

2016 yılında Fransız Şirketi Grup Atlantik’le kurduğumuz ortaklıkla  Erensan’ın başarı öyküsü devam etti, aynı yıl yaptığımız anlaşma kapsamında hisselerimizi Grup Atlantik’e devrettik ve  sanayiden çıkış yaptık.

Pınar Pişkin: Erensan’ın hikayesi zamanın getirdiği değişim ve yeniliklere çok hızlı adapte olmanın hikayesi. Şirketin devamlılığını sağlamak zamanının öncesinde doğru hamleler yaparak, risk alarak, stratejik kararlar, akıllı çalışma  ile oluyor. Bugünün şartlarında markaların avantajlı ve dezavantajlı olduğu alanları nasıl görüyorsunuz,  deneyimlerinize dayanarak ne gibi tavsiyeler verirsiniz?

Haluk Eren: Şirket başlangıçta Makina Mühendisi Mesut Eren’in üretim yapan firmasıydı. Elimizde İsviçre patentiyle üretilen modern Ygnis teknolojisi vardı. Benim şirkete dönüşümle yaptığım ilk iş, markanın gücüne inanan biri olarak, Erensan kurumsal yapılanması ile Ygnis markasını bütünleştirmek oldu. Erensan-Ygnis bu şekilde doğdu. Böylece kurumsal bir şirket olmanın ilk adımlarını attım ve piyasada marka algısı yaratmaya başladım.

Modern bir sanayi tesisini günün şartlarına göre geliştirmek; müthiş bir sermaye, know-how, satın alma bilinci, insan kaynakları ve idari konulardaki özenli çalışmayı ve bununla birlikte bir çok fedakârlıkları da beraberinde getiriyor. Mesut Eren’in deneyimleri, klâsik çalışma tarzı ve  prensipleri, bizim kurumsallığa ve çağa yönelik modernizasyon çabalarımız,  üretim ve kalite kontrolleri, servis ve müşteri ilişkilerine bakışımızla birleşerek  markayı ve kurumsal yapıyı eş zamanlı bir yüceltme sürecine soktu. Bu süreç büyük ivmeyle devam ederek  kısa sürede olumlu neticelerini gösterdi.  Bunu başarabilmek için firma içindeki insan kaynaklarımızı imkanlarımız dahilinde en iyi şekilde eğitmeyi, firma dışında da satış ucundaki bayi teşkilatımızı en ehliyetli ve güvenilir adaylar arasından seçmeyi çok önemsiyorduk.  Bu bilinci, en iyi bildiğimiz işi aldanmadan ve aldatmadan yapma çabasını Mesut Eren’den öğrenmiştik. Kanımca, ortaklar dahil her bir çalışanın firmayı hem kurumsal bir kimlik hem de bir birey saygınlığında görerek bir nefer gibi çalışması da diğer önemli noktadır.

 

Pınar Pişkin: Şu alana da yatırım yapsaydım dediğiniz bir alan ya da içinizde kalan bir ukde var mı?

Haluk Eren : Şu anda yedi sekiz yaşlarımda başlayan yolculuğumu gerçekleştiriyorum. Halının üzerinde yerde arabalarımla oynarken koridorda asılı duran 1917 senesinde yapılmış Demango tablosunu incelerdim. Çocuk aklım bu tarihi, antik tablonun önemini algılamaz, her evde böyle bir eser asılı zannederdi. İlerleyen yıllarda o tablo ve yıllarca incelediğim detayların beni sanat yolculuğuna çıkardığını anladım.

Leonardo de Mango
Leonardo de Mango

Pınar Pişkin: Sizi sanatçı dostu ve koleksiyoner kimliğinizle tanıdım; iş insanı kimliğiniz sanatsever kimliğinizle hep iç içe miydi ya da sanatla, sanatçıyla olan ilişkiniz hangi dönemde başladı, hayatınızda sanatın nasıl bir yeri var?

Haluk Eren: TRT’de Maltepe Ressamları Belgeselinde Bayram Gümüş’ü izlememle sanatçılarla olan ilk ilişkim başladı diyebilirim. Kendisiyle tanışmak için bir arkadaş grubuyla atölyesine gitmiştik. 1987 yılındaki ilk tokalaşmamızdan bu yana kesintisiz devam eden dostluğumuz ikimize de çok şey kattı.

Sanat aslında ilk çağlardan beri hayatın olmazsa olmazı ama bunun önemi daha sonraki dönemlerde ortaya çıkıyor. Leonarda’nın İsa’nın Son Akşam Yemeği tablosundan Picasco’nun Guernica’sına uzanan yolda sanata, sanatçıya ve yaratıcılığa bakış açısındaki yorumlar pek çok farklılık gösteriyor. Bu da insanların birbirinden farklı bakış açıları geliştirmesine sebep oluyor. Bu da beni halıda yere yatıp arabalarımla oynarken incelediğim Demango tablosuna götürüyor. Sanatçılar ilk çağlardan bu yana duygularını ve yaşadıkları çağı çizerek anlattı. Sanat bir ifade özgürlüğü olarak sanatçının yaşadığı çağı anlatmasına sebep olmuştur. Hiyerogliften, çivi yazısına oradan ikonalara kadar uzanan yol günümüze kadar farklı akımlarla sanatçısının meselesini ifade etme çabasıdır.

“Kurumsallık sadece yapı değil, ahlâk ve insan meselesidir” Haluk Eren

 

Pınar Pişkin: Sanatı nerede görmek sizi daha fazla memnun ediyor?
Haluk Eren: Sanat benim için görece bir kavram. İstediğim desen ve renkleri; evimin dekoru içinde, zevkime göre bir estetik değer olarak görmek memnun ediyor. Estetik değer maddi değerin önündedir. Sanatla, yaşadığım ve gördüğüm her alanda yüzleşmek isterim. Sanatı elit ve ulaşılmaz bir hedef yerine, insanların her yerde görüp özümseyeceği bir biçimde görmeyi istiyorum.

 

Sanat Bir Emtea Değil, Bir Tanıklık

Pınar Pişkin: Sanat el değiştiriyor, sanat bir yatırım aracı oluyor, popüler sanatçılar var, siz  bu resmin neresindesiniz? Geçtiğimiz yıl sanat piyasası nasıldı? 2026 yılında sanatçı, galeri, izleyici/sanatsever/koleksiyoner taraflarında bizi neler bekliyor?

Haluk Eren: Tüm emtealar gibi sanat da el değiştiriyor, bu doğru. Ancak sanatın bir emtea olmaktan farklı olması da gerekiyor. Neden? Çünkü sanat, bize hangi formda olursa olsun, bir sanatçının ifadesiyle, bir itirazı, bir dönemin isyankâr veya kabullenilmiş halini yansıtan bir anlatımdır. Ben bu resmin iyi bir izleyicisiyim. Benim izlenimlerim sadece küçük bir katkı veya yorumdan ibaret olabilir. Sanat camiasında veya sanat piyasasında bir şeyleri değiştirmek için benim yerim yeterli bir güç olamaz ama bir uyarıcı olabilir.

Galeriler, sergiler, fuarlar, canlı müzayedeler ve özel gösterimler aracılığıyla sanat sergilenir, tanıtılır  ve satılır.  Müzeler de bu işin vitrinidir. Gerçek sanat tutkunları müzeleri gezerek beğendikleri eserleri ya da yeni keşfettikleri sanatçıları not alarak bu satış kanallarından satın alma yapardı. 2000’li yıllarda ve özellikle pandemi sonrası online müzayedeler ortaya çıktı. Böylelikle sanat hak ettiği gibi uzmanlar tarafından sanat piyasasına sunulmak yerine, bu işi biraz daha esnafça yapan ve sanat eserlerini birer emtia olarak gören, arz-talep durumuna göre değerlendiren yeni bir ticaret alanı doğdu.  Burada orijinal-çakma durumu, eseri ve sanatçıyı tanımıyor olmak gibi unsurlar güven konusunu sorgulatırken, arz-talep unsuruyla öne çıkan alım-satımlar piyasayı büyütse bile sanatın el değiştirme kalitesini düşürdüğünü söyleyebilirim.

Sanat Piyasasında Bir Tavır olarak ARTOFICIAL

Pınar Pişkin: Yeni bir girişimi hayata geçirdiniz: Artoficialbyhe. Bu oluşumu hangi ihtiyaçla gerçekleştirdiniz? Fikir projeden girişime nasıl geçti?

Haluk Eren: Artificial (Suni) değil, Official (resmi) yüceltmeler, fiyatlandırmalar, talep yaratmalar ile dolu sığ bir sanat piyasasında şimdi Official yani resmi, gerçek bir yapı var. Artoficial, bu iki unsurun tek bir kavramda birleşmesi fikrinden doğdu. Hedefimiz topyekûn uyarıcı bir tavırla ve gücümüz yettiğince sanat severlere destek vermek. Bu yolda sabit bir galeri sahibi olmaksızın gerek satın alımlarımızla sanatçıya destek olarak gerekse yeni mezun mektepli sanatçılara yol açarak her sanatçıya özgün tanıtım ve sergiler hazırlamayı, sanat piyasasına örnek olmayı hedefliyoruz. İlk sergimiz Nisan sonunda planladığımız Bayram Gümüş’ün 5. Mevsim Sergisi olacak.

 

Pınar Pişkin ne diyor: Hayırlı olsun. Harika haber, takipte kalacağız.

YORUM YOK

CEVAP VER

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.