

Ağustos ayı sanat bereketi ile geldi. Sanat odağında buluştuğumuz, kavuştuğumuz, dertleştiğimiz ve iyileştiğimiz sıcak yaz günlerini hafızamızda hikayesi olan sergilerle, eserlerle, renklerle, dokularla ve elbette sanat sofraları ile yer alıyor.

Urla’dan Bodrum’a Umay Art Hub için kurguladığı”Umay’ın İzinde: Kadının Kadim Hafızası” Sergisi için gelen Ece Gauer Bodrum’da çok sevildi.
Prof. Dr. Kıymet Giray, Sibel Ateş ve Bodrum’un sanatsever isimlerinin davet edildiği Koleksiyoner sanat severler ile Ece Gauer’i buluşturan akşam yemeği Umay Art Hub’da gerçekleştirildi. Sofrada olmanın bir anlamı var diyen Prof. Dr. Kıymet Giray sofrada açlık, tokluk, birlikte yemek, buluşmak gibi anlamlara vurgu yaptı.

Sanatında gerçek ve kurgu, katı ve boşluk, antik ve modern gibi ikilikler üzerinden “arada-mekan” olgusunu incelediğini anlatan sanatçı Ece Gauer “resim yapmanın iki farklı dünya arasında özgürce dolaşmaya izin veren bir geçit görevi gördüğünü söyledi.


Sergi açılışlarının, özel davet ve konserlerin peşi sıra planlandığı bir Cumartesi akşamı Ece Gauer’in “Umay’ın İzinde: Kadının Kadim Hafızası” başlıklı sergisinin açılış kokteyli için Dibeklihan rotasını oluşturan pek çok sanat sever Bodrum’daki sergi açılışlarından farklı bir deneyim yaşayarak mekandan ayrıldı.

Ağustos ayını Bodrum’da geçirmek üzere İstanbul’dan gelen pek çok sanat sever sergi açılışı vesilesiyle Dibeklihan’la tanıştı. Genç yetenek Duru Nihal Uçaner’in piyano namelerinin yankılandığı Umay Art Hub’da Ece Gauer’in daha önce sergilenmemiş eserleri, Umay’ın İzinde isimli eseri ve farklı dönemlere ait çalışmaları sanatseverlerden büyük ilgi gördü.

Sergi 30 Ağustos tarihine kadar Umay Art Hub’da izlenebilecek.

Ece Gauer’in çalışmaları Türk-İslam dünyasının desen odaklı sanatıyla Batı sanatının figüratif yaklaşımlarını bir araya getiren, kadim zamanlardan günümüze kadınlara ait hafızanın izlerini taşıyan arkeolojik katmanlar, duygusal miras ve anlatılar barındırıyor.
Ece Gauer mitoloji ile tarih, sembollerle sezgiler, bilimle inancın yan yana durduğu hikayeleri fırçası ile gün yüzüne çıkarırken Umay Ana’dan günümüz kadınına uzanan kadim bir hat çiziyor.
Tarih boyunca kadın, sadece bir beden değil; bir hafıza, bir köprü, bir sır taşıyıcısı oldu. Kadın; bazen elleriyle ekmek yoğururken, bazen destan anlatırken, bazen suya niyet tutarken, bazen kurban keserken… Her zaman görünmez bir ilahi bağlantının taşıyıcısı oldu. Bu hafızanın en kadim izlerini bağrında saklayan Anadolu topraklarının dağlarından ovalarına, mağaralarından tapınaklarına kadar her taşın altında bir kadın sesi, bir ana eli, bir dişi hikâye vardır. Ve bu sergide Ece Gauer, o hikâyeleri fırçasıyla gün yüzüne çıkarıyor: Umay Ana’dan günümüz kadınına uzanan kadim bir hat çiziyor.
Ece Gauer “Umay’ın İzinde” Sergi Hikayesi
Umay Ana, Türk mitolojisinin kutsal dişi ruhudur. Göklerin besleyici tanrıçası, doğurganlığın, koruyuculuğun ve yeniden doğuşun simgesidir. Gök Tengri’yle; onunla birlikte var olan eş bir kudrettir. Çocuğun nefesi kesildiğinde adı anılan, savaşta erkeğin ardında dua gibi duran, toprağı ve halkı koruyan bir bilge ruh… İslamiyet öncesi Türk inancında, kadının hem evrenle hem de ruhsal âlemlerle bağ kurduğu yüce bir varlık olarak yaşar.
Anadolu’ya geldiğimizde bu dişil semboller, farklı inanç ve kültürlerde başka yüzlerle karşımıza çıkar:
Kibele — Frigya’nın Ana Tanrıçası; dağların, hayvanların, doğurganlığın ve sezgisel bilgeliğin dişil gücü.
Artemis — Ege’nin ormanlarında avcılığın, doğanın ve bağımsız kadın kimliğinin temsilcisi.
Meryem Ana — şefkatin, arınmanın ve göksel rahmetin simgesi.
Hz. Fatıma — sabrın, adaletin, ilahi nurun temsilcisi. Onun el simgesi, yüzyıllardır bolluk, bereket, koruyucu ve doğurganlık sembolü olarak kullanılır.
Hızır’ın eşi Eleni, Kadın Erenler, Yedi Ulu Ozan’ın anaları, Ocak anaları, Ana Fatmalar, Zeynepler, Hayrunisalar…
Hepsi Umay’ın suretleri gibi, bir diğer yüzü gibi halkın belleğinde yaşamaya devam eder.
Kadın; bazen elleriyle ekmek yoğururken, bazen destan anlatırken, bazen suya niyet tutarken, bazen kurban keserken…
Her zaman görünmez bir ilahi bağlantının taşıyıcısı oldu. Patriyarkanın katmanları altında bastırılmış olsa da, her zaman bir başka dilden konuştu: nakışta, kilimde, türbede, ninnide, ağıtta, resimde…
Ece Gauer’in bu sergisindeki eserler, sadece birer sanat eseri değil; birer arkeolojik hafıza kaydı, birer kadınlar kitabıdır.
Fırçasında mitolojiyle tarih, sembollerle sezgiler, bilimle inanç yan yana durur.
Renkler ve desenler, kadının göklerden yeryüzüne süzülen ruhunu çağırır.
Sergideki her kadın figürü, bin yıllık bir hikâyenin taşıyıcısıdır: hem bireysel hem kolektif, hem yaralı hem şifalı…
Ve şimdi, bu kadim sesi yeniden hatırlama, içimizdeki Umay’ı, Artemis’i, Fatıma’yı, Meryem’i, Kibele’yi uyandırma zamanıdır.
Çünkü kadın sadece doğuran değil, anlamı doğurandır.
Ve bu sergi, anlamın doğduğu yerdir.
